28 Şubat 2012 Salı

KARLAR DÜŞER, DÜŞER DÜŞER AĞLARIM..

Benim için eve kapanma günleri başlıyoorrr :)

Sabah rüzgarın uğultusuyla uyandım. Her yer bembeyaz :( Daha karlar kalkmamıştı yerden, ne bu acele?? :) Tam da havalar düzeliyordu, 6-7 dereceyi görmüştük bile. Neyse, naasip sonuçta, değil mi :)
Ben Cuma günkü derse kadar eve kapatıyorum kendimi, hem böylelikle çalışmış da olurum belki :)






7 Şubat 2012 Salı

UMRE ANILARI 4 - MEDİNE

İşte gidiyorum..
Birşey demeden..
Arkamı dönmeden..
Şikayet etmeden..
Hayatımın en güzel 11 günü. Ve yine hayatımın en çabuk geçen 11 günü. Mekke'den, o kutlu şehirden, Beytullah'tan, zemzem'den, kabe imamlarının ağlatan sesinden, Efendimiz (s.a.v)'in doğup büyüdüğü o topraklardan ayrılma vakti. Hiç bir ayrılık bu kadar zor gelmemiştir insana. Ama üzülmek yersizdir aslında, gidilecek yer de bir o kadar güzeldir çünkü.. Medine..Aydınlanmış şehir..Efendimiz (s.a.v) ve diğer sahabelere kucak açmış o kutsal şehir.
Mekke'de eşyalar toplandı, Zemzem bidonları yüklendi otobüslere.. Ve 4-5 saat gibi bir sürede vardık Medine'ye. Mekke ne kadar engebeli araziye sahipse, Medine o kadar düz.. Mekke ne kadar kalabalıksa, Medine o kadar ferah ve sakin.. Şehir gerçekten de büyüleyici. Mekke'de o kalabalıkta kendinizi kaybetmekten zevk alırdınız, Medine'de o sakinlikte huzur buluyorsunuz.. Medine'yi bu kadar ferah ve gelişmiş yapan, şehri kalkındıran biz hacılarız. Mekke'de sadece ibadet edin, alışverişi Medine'ye saklayın öğütlerine sıkı sıkı uyuyoruz. İnsan gerçekten de Mekke'de Mescid-i Haram'a giderken yolda hediyelik eşya yada başka şeylere bakmaya utanıyor. Ama memlekette dönmeni bekleyen eşe dosta de bir ufak hatıra almak ister bu gönül. İşte bu yüzden, Medine'ye gelince hacıların paraları sular gibi akıyor. Hurma ve diğer hediyelik eşyaların çoğu bu şehirden temin ediliyor..Tabi bu görünen sebep..Medine'nin bu kadar gelişmiş olmasının asıl sebebi Efendimiz (s.a.v)'in ettiği duadır, "Allahım, bizlere Mekke'yi sevdirdiğin gibi Medine'yi de sevdir, Allahım Medine'yi Mekke'nin 2 katı bereketli kıl"..
Medine'de yerleştiğimiz oteller de daha bir lüks.. Mekke'de otelde çok fazla kalmıyorduk, Mescid-i Haram her vakit açık olduğu için, gece gündüz Mescid'de kalmaya çalışıyorduk. Ama Medine'de Mescid-i Nebevi geceleyin boşaltılıyordu, ve içerisi temizleniyordu. Yani otellerde çok daha fazla vakit geçiriyorduk..Maalesef.

Nihayet otele yerleştiğimizde abdestleri tazeleyip soluğu Mescid-i Nebevi'de aldık.. O ne güzel Mescid Ya Rabb..O yeşil Kubbesi.. Orada, Efendimiz (s.a.v), Hz Ebubekir ve Hz Ömer'in karşısında olduğunu bilmek.. Tarif edilemez..

Mescid-i Haramda bayan erkek bölümleri basit sınırlarla belirlenmişti, zorda kaldığınızda aynı safta erken-kadın namaz kılıyordunuz.. Orası mahşer provası. Herkes bir.. Ama Mescid-i Nebevi'de bayanların bölümü ayrıydı. Ve içeri fotoğraf makinesi, telefon sokmak yasaktı. Girişte arama yapıyorlar, yiyecek birşey bile almıyorlar..
Mescid-i Nebevi'nin içinden bir kaç forotğraf..





Namaz vakitlerinde Mescidde yer bulmak haliyle zor oluyor. Büyük bir cemaat de mescidin avlusunda kılıyor namazı. Mescid-i Nebevi'ye katılmış en güzel özellik, avlusunda bulunan devasa şemsiyeler.. Bu şemsiyeler güneşin doğuşuyla otomatik olarak açıkıyor, ve yine güneş batınca kapanıyor.. Her bir şemsiyenin açılması bile dakikaları buluyor. Yalnış hatırlamıyorsam, bu şemsiyeler Alman yapımı, ve her biri bir kaç milyon tl değerinde.. Rehberimiz, bu şemsiyelerin hacıların paraları sayesinde yapıldığını anlatmıştı gülerek..
Şemsiyelerden biri açılırken..

Rabbim biliyor ya, Kabe'de kılınan namazdan sonra, kıldığın hiç bir namaz o tadı vermiyor insana. Kulaklarımız hala Kabe imamlarının ağlayan seslerini arıyordu. Duyduğumuz hiç bir ses bizi tatmin etmiyordu. Mescidden çıkıp otele dönerken, yoldaki dükkanlarda Kabe imamlarının Kadir Gecesi duaları çalıyor, imamlar ağlıyor, biz ağlıyorduk.. Hayatta hiç bir şeye bu kadar özlem çektiğimi bilmem.. Ahh bir kere daha duymak nasip olsa.. İnşallah.
Mecid-i Nebevi öyle bir mescid ki.. Dünya üzerinde namaz kılınması için övülmüş 3 mescitten biri. İçerisinde Ravzayı Mutahhara'yı yani cennet bahçelerinden bir bahçeyi barındırıyor.. Orası ki, Efendimiz (s.a.v) tarafından övülmüş, Eviyle mihrabı arasında kalan bu alanda namaz kılanların, Cennet bahçelerinden bir bahçede namaz kılmış olacağı müjdesini vermiştir. 
Bu nedenle Ravzaya girmesi çok zor.. Her daim tıklım tıklım, tek başına girip te namaz kılmak imkansız gibi. Bir kişi namaz kılarken iki kişi kollamalı seni, yoksa ezilmek an meselesi.. Ama namazı kılarken kimin aklına gelir ki o, sen ki cennet bahçelerinde namaz kılıyorsun, önünde Beytullah'ı hayal ediyorsun, sağ tarafında Efendimiz (s.a.v)'in mihrabı, sol tarafında Efendimiz (s.a.v)'in, Hz Ebubeki'in ve Hz Ömer'in kabirleri..O ne duygu ya Rabbi..
Medine'de bir çok önemli yer var ziyaret edilecek. Ben sadece Uhud dağı ve okçular tepesinden bahsedeceğim. 
Dursun Ali Erzincanlı'nın şiirleriyle ezberlemiştim buraları.. Yaşanan olayları. 
Uhud dahını görmek.. Savaşı hatırlamak..
Uhud savaşı ki bir çok müslümanın itaat ile imtihanı..

İnsanların itaatsizlikleri savaşın seyrini değiştirdi.  Bunun yanı sıra, Efendimiz (s.a.v)'in sevgili amcası Hz Hamza hayatını kaybetti. Uhud bir imtihandı ve bir çokları bu imtihanı kaybetti..
Uhud'un acı hatıralarından bir diğeri ise Mus'ab bin Umeyr'in hayatını kaybetmesidir.. Musab ki zengin bir aileden gelmiş, hayatı boyunca bir giydiğini bir daha giymemiş bir genç iken, ailesini karşısına alıp İslama geçmiş, müslüman olmuştu. Musab ki, şehit edildiği vakit, üzerini kapatacak bir elbisesi dahi yoktu.. Canından başka hiç birşeyi yoktu.. Onu da Uhud da teslim etti.. Hz Hamza ve musab bin umeyr'in de aralarında bulunduğu 70 şehidimiz Uhud şehitliğinde bulunuyor..
Uhuddan ayrıldıktan sonra bir çok yer daha gezdik. 
Yedi Mescidler
Mescid-i Kıbleteyn (Namaz sırasında Efendimiz (s.a.v) in yönünü Mescidi Aksa'dan Mescidi Haram'a çevirdiği mescid)
Kuba Mecidi (Müslümanların inşa ettiği ilk mescid)
Cennet'ül Baki
Mescid-i Gamame
Ben ne kadar anlatsam, o kadar uzar bu konu..
Kısaca diyeceğim, anlatılmaz, yaşanır..
Rabbim giden, gitmeyen, gitmek isteyip de gidemeyen herkese nasip etsin gidip görmeyi..
Sağlıcakla kalın..

OD - İSKENDER PALA

BİLMEK, ÇARE OLMAYI GEREKTİRİR - YUNUS EMRE
OD.. İskender Pala'nın son kitabı. Aslında okuyalı epey zaman oldu, ama bu akşam bi arkadaşla aramızda mevzu bahis geçince, bende blogda kitap hakkında bir kaç şey paylaşmaya karar verdim..
Kitap Yunus Emre'yi anlatıyor. Kitabın ismi Od, ateş demektir, aşk ateşi.. Kitabın ismi ile konusu da bir o kadar uyumlu, Yunus Emre'nin aşk ateşiyle nasıl yandığı, maddi aşkta manevi aşkı nasıl bulduğu çok güzel anlatılmış.
Kitabı elime ilk aldığımda, Yunus Emre mi? diye sordum kendi kendime.. Tamam elbette tanırım Yunus Emre'yi.. Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsüdür. Yazdığı şiirleri bilirim. Ama bir kitaba konu olacak kadar dolu bir yaşam.. Kitabın sayfalarında ilerledikçe kendimden utandım, Yunus Emre'yi hiç mi hiç tanımadığımı üzülerek anladım.. 
Yunus Emre'nin bu kadar büyük bir derviş olduğunu bilmezdim, Mevlanayla karşılaşmalarını bilmezdim.. Kitabın bir yerinde diyor ki Mevlana, "Mana aleminde hangi mertebeye çıksam, orada derviş Yunus'un ayak izlerini gördüm".. Yunus Emre'nin zaman zaman Mevlana'nın sohbetlerine katılmış olduğu da söyleniyor. Yunus'un Mevlana ile ilk karşılaşması da çok etkileyici..
 Bir cuma günü, vardığı Konya’da karşılaşır bu iki büyük isim. Safta, Yunus ile Çelebi Faruk’un yanına kadar gidip, “Hele derviş, senden Tapduk kokusu alırım!..” der Mevlâna, Yunus’u kastedip. Ardından, birlikte şiir söylemeye başlarlar; “Tapduk kokusu! Kafiye düşür!...” der Mevlâna. Ve o muhteşem “atışma” başlar, Mevlâna tarafından: “Severim Allah’ı candan içerü/ Şeriat, tarikat yoldur gidene”. Alır Yunus, “Hakikat, marifet andan içerü”. Devam eder, “Dinin terk edenin küfürdür işi/ Ol ne küfürdür imandan içerü/ Beni bende demen, bende değilim/ Bir ben vardır bende benden içerü/ Süleyman kuş dilin bilir dediler/ Süleyman var Süleyman’dan içerü”. Sonradan mahcup olacağı bir dize de “düşürür” Yunus; o konuşmanın, halleşmenin sonunda: “Et ü kemik büründüm/ Yunus diye göründüm”. Mevlâna’nın anlattığı bir şeye, “Ben olsam daha kısa söylerdim” minvalinde bir söz söyledikten sonra bu dizeleri söyler Yunus. Ardından teselliyi şu sözlerle bulur: “Derviş Yunus, artık iyice inandım ki bana yan ama tütme dediler. Sana yan ve yandır denilmiş!..
Sizin aklınıza takıldı mı bilemem, ama ben İskender Pala'nın neden Mevlana değil de Yunus Emre'yi anlattığını düşünmüştüm. Bir toplantıda bu soru yöneltilmiş yazara, verdiği cevap da ayrıca güzel.. Diyor ki yazar, "İngilizlerin Shakspeare'i, İspanyolların Cervantes'i, İtalyanların Dante'si onlar için ne ifade ediyorsa, bizim için de Yunus Emre odur. Mevlana farsça yazmıştır. Onunla aramda tercuman vardır. Ama Yunus Emre türkçe kullanmış ve konuşmuştur"..
İskender Pala Yunus Emre'nin içine kapanık bir yaşantısı olduğunu söylüyor. Bu nedenle, olayları biraz daha geliştirmek adına, hikayeyi Molla Kasım'a anlattırıyor kitabın çoğu yerinde.. Molla kasım'ın daha hikayeye girerken söylediği bir söz var ki, çok etkilemişti beni.. "Hayatım boyunca hep çok şeye sahip olmayı değil, az şeye ihtiyaç duymayı istemişimdir."
Kitapta AŞK konusu o kadar güzel işlemişki.. Günümüzde kişilerin birbirine karşı olan hislerinin aşk olmadığını anlıyor insan. Yaradılanı sevmektir Yaradandan ötürü.. Karısına deli divane aşık olan Yunus, onu kaybettikten sonra bile aklından çıkaramıyor sevdiğini.. Daha sonra bu aşkın içinde Allah'a olan aşkı buluyor. Eşine olan aşkının, aslında Allah'a olan aşkının yansıması, bir parçası olduğunu görüyor.
Yüreğinde kopan fırtınalarla, benliğinde yaptığı savaşlarla kah dervişlerin arasına katılan, kah avare avare dolaşıp kaybolan çocuğunu arayan Yunus, bu seyehatlerinde, uzun uzun düşünmelerinde buluyor aradığı aşkı.. Aşkı buldukça, aşka daldıkça şiirler ağzından dökülür oluyor.. Yunus Emre'nin kaç şiiri olduğu tartışılagelmiş bir olay.. Kitabın sonunda çok güzel nokta konuyor bu olaya da..
Bir toplulukta oturan Yunus Emre ve diğer dervişler arasında şu konuşma geçiyor;
-Hey azizler azizi Yunus Emre'm, şiirleriniz?
-Sevgili için söylenmiş sözlerdir, sevgiliye hediyedir.
-Kaç adettir hiç bilir misiniz?
-Sevgiliye gidecek hediyeyi saymak yakışık almaz, öyle değil mi?
Bu söz üzerine ellerindeki tespihlerin iplerini koparıyor dervişler..
Kitap bu ve buna benzer bir sürü etkileyici mısrayla dolu.. O yüzden her sayfasında dehşete düşerek okudum kitabı. Od, İskender Pala'nın en sevdiğim kitapları sıralamasında ilk 3'e girmeyi başardı. Diğerleri de "Babil'de ölüm istanbul'da aşk' ve "Şah ve sultan"..Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim :)

MAHATMA GANDHİ'DEN GÜZEL BİR DUA

Mahatma Gandhi'nin bu duasını belki bilirsiniz.. Ben çok seviyorum, bir çok bakımdan tam ihtiyaç duyduğumuz bir dua..
Tanrım... 
Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için, 
     Ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için bana yardım et. 
Eğer bana para verirsen, mutluluğumu alma, 
     Ve bana güç verirsen, muhakeme yeteneğimi çıkarma. 
Eğer başarı verirsen, alçakgönüllülüğü çıkarma, 
     Eğer bana alçakgönüllülük verirsen, saygınlığımı çıkarma. 
Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et, 
     Benim düşüncelerime katılmıyorlar diye, bana karşı olanları hainlikle suçlayarak onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme. 
Kendimi sever gibi diğerlerini sevmeyi, 
     Ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi yargılamayı öğret bana. 
Başarılı olduğum zaman, sarhoşluğuna izin verme, 
     Ne de başarısız olursam umutsuzluğa düşmeme. 
Daha ziyade başarısızlığın, başarının önünde bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla. 
     Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünümü olduğunu öğret bana. 
Eğer beni paradan yoksun bırakırsan, bana umut bırak. 
     Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana. 
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfünü bırak. 
     Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücü ver bana. 
Ve eğer insanlar bana zarar verirse, 
     Affetme ve merhamet gücü ver bana. 
Tanrım... Eğer seni unutursam, sen beni unutma...
-Mahatma Gandhi-

UMRE ANILARI 3 - MEKKE

Evett, madem gitmiyorum sınava, bari oturup hayırlı birşeyler yapayım. Bu güzel günlere geri döneyim biraz. Anılar rahatlatıyor beni..
Kafile ile birlikte gezdik Mekke'yi.. Otobüslerle ilk olarak Arafat'a gittik..
Arafat, kelime olarak bilme, anlama, tanıma anlamına gelir. Arafat başlangıçtır, bizim bu dünyada yaratılışımızın başlangıcı..
Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki "Hac Arafattır". Hac Arafattır, yani arif olmaktır, yeniden dirilmektir.
Hz Adem ve Hz. Havva'nın yeryüzüne indirildikten sonra birbirleriyle buluşup günahları için Allah'tan af diledikleri yerdir Arafat. 
Efendimiz (s.a.v) Veda Hutbesi'ni de Arafat tepesinde yapmıştır..
İşte böylesin bir Rahmet tepesidir Arafat..

Arafat'a tırmanmak biraz zordu :) harkes nasıl tırmanıyor diye merak ediyordum ki, bi baktım diğer tarafında merdivenler varmış.. Elhamdülillah Rabbim oraya çıkmayı nasip etti.. Bol bol dua ettik.
Buradan sonra Sevr Dağı ve Mağarasına geldik.
Bildiğiniz üzere, Sevr mağarası, Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v) ve Hz Ebubekir'in Mekke'den Medineye Hicret sırasında müşriklerden saklanmak için sığındıkları mağaradır.  Tam 3 gün Efendimiz (s.a.v) ve dostu bu mağarada  kalmışlardır.

Ardından da Kabenin 5 km uzağında bulunan Nur dağındaki Hira mağarasın gidelim..
Hira mağarası, Efendimizin (s.a.v) sık sık inzivaya çekildiği mağara..
Hira mağarası, Efendim (s.a.v) ile Cebrail a.s'nin ilk buluştuğu mağara..
Hira mağarası, Efendimiz (s.a.v)'in Peygamberlik ile müjdelendiği mağara..
Hira mağarası, Efendimiz (s.a.v)'in Kur'an-ı Kerim ile ilk buluştuğu mübarek mekan..
İşte bu yüzden, Hira'yı anlamak Vahyi anlamaktır. Hira, inzivaya çekilmek, aramak ve aradığını bulmaktır.

Biz bu mağaralara sadece uzaktan baktık.. Ramazan ayında olduğumuz için, öylen sıcağında tepelere çıkmaya kimse cesaret edemedi.. 
Bu mezarlık da Cennetül Mualla.. Mekkenin en eski mezarlığı.. Hac esnasında ölemlerin de bu mezarlığa gömüldüğü söyleniyor.

Bu kabristanda Efendimiz (s.a.v.) in ilk eşi Hz Hatice annemiz, ve Ashabı-i Kiram yatmaktadır. Bu nedenledir ki daha önceleri "Hacun" ve "Malut" diye anılan bu mezarlık, Efendimiz (s.a.v)'in "Ne güzel kabristan" sözlerinden sonra "Cennetül Mualla" ismini almıştır. 
Burası da Efendimiz (s.a.v)'in doğduğu ev.. Şu an halk kütüphanesi olarak hizmet veriyormuş..

Mekke'nin tamamı kutsal.. Her yerini görmek, yaşamak gerek.. Ben içlerinden bir nebze daha önemli olanları paylaşmaya çalıştım.. Allah'ın evini ve Efendimiz'in en sevgili şehrini hiç bir kelimeyle ifade etmek yatmez, bilirim.. Kusurumuz varsa affola.. Rabbim oralara gidip görmeyi herkese nasip etsin..
Son olarak Mescid-i Haramın fotoğrafıyla Mekke defterini kapatalım..

Kafilemizle birlikte, bayramın ilk gününü Mekkede geçirerek Medine'ye geçtik..
O da bir sonraki yazıya kalsın..

UMRE ANILARI 2 - MEKKE

Kabe'de vakit hızla ilerliyor..
Beytullah'ta 24 saat insanlar tavaf yapıyor..
Tavaf yapmak için en uygun zaman öğlen ezanından önceki zaman.. İnsanlar tüm gün ve gecelerini ibadetle geçirdikleri için sabah namazından sonra dağılıyorlardı.. Mescid-i Haram yine çok dolu oluyordu, ama geceyle kıyaslanamayacak kadar sakin.. O sıcakta oruçlu bir çok insan tavaf yapmadığı için, biz Kabe'ye dokunma ve dua etme fırsatı bulabiliyoruk.. Ve de Kabe'nin içi sayılan Hicri İsmail'de namaz kılabildik çok şükür..

Mekke'de 6 vakit ezan okunuyor.. Efendimiz (s.a.v.)'in "eğer bir vakit namaz daha sizlere farz olunsaydı, bu teheccüd namazı olurdu" sözlerine uyuyor Mekkeliler.. Evet, 6. vakit, teheccüd vakti ezanı.. 
Biz Kadir gecesini de (kesin olmamakla birlikte) belirlemişiz, o günde ihya etmeye çalışıyoruz.. Ama Mekke de Ramazan'ını son 10 gününe girilince Kadir Gecesi de aranmaya başlıyor.. Kılınan namazlar, edilen dualar artıyor..
Yatsı namazının peşine hatimle teravih namazı kılınıyor.  Saat 11 gibi bitiyor teravih namazı.. Saat 1 de gece namazı kılınıyor. Yine hatimle kıldırılan 10 rekatlık bu namaz, Ramazanın son 10 gününe özel.. Saat 2 gibi bitiyor namaz.. Saat 3 te teheccüd ezanı okunuyor, namaz kılınıyor. Ardından vitir namazı da kılınıyor.. Mekke'deyken, vitir namazını daha farklı kıldık.. Normalde 3 rekat ardarda kılarız biz.. 3. rekatta kunut dualarını okuruz.. Orada, vitir namazının ilk 2 rekatını kılıp selam veriyorduk. Daha sonra kalkıp tekbir getiriyor, 1. rekatta rüku'dan kalkınca, daha secdeye varmadan imam ellerini açıyor, başlıyordu dua etmeye. Kunut duaları değil tabi.. Onu da içeren, uzun bir dua.. Bu dua neredeyse 30 dk dürüyordu.. En büyük pişmanlığım, arapça bilmemek oldu.. İmam dua ederken ağlıyor, etrafımızdaki insanlar duayı anlıyor ve hıçkırıklara boğuluyordu.. İmamlar bazen ağlamaktan dolayı dua edemez oluyorlardı.. Biz ise sadece dinliyor ve amin diyorduk..Teheccüd namazından sonra, hava biraz daha serin olduğu için, çoğu insan tavafa gidiyordu.. Sabah namazından sonra, yerli halk evine gidince, Beytullah biraz daha sessizleşiyordu..
Bizim Kadir Gecesi olduğunu varsaydığımız gece, Kabe'de fazladan birşey yapılmadı.. Yalnızca, imam vitir namazı sonrası biraz daha uzun dua etti..
Son teravih namazında, Kabe imamının ettiği hatim duası tam anlamıyla harikaydı.. Yatsı + teravih namazının sonrası tam 45 dk ayakta dua etti imam.. Maşallah Ya Rabb..  yok böyle bir şey..

Mescid-i Haram'da en zor şey, namaz kılacak yer bulmak :) Harem'in dışı bile o kadar kalabalık oluyorki, bizim otelin önüne kadar cemaat uzanıyordu neredeyse..
Bayram namazını Mescit'de kılabilmek için bir önceki akşamdan yer tuttuk kendimize.. Ancak öyle kılabildik, elhamdülilah..
Bayramdan sonraki gün, Mekke tam anlamıyla boşaldı neredeyse.. Kafilelerin çoğu Medine'ye geçti, yakın çevrelerden gelenler evlerine döndü.. Mescid'in kalabalıklığından şikayet ederdim, ama oranın sakinliği daha çok üzüyor insanı.. Rabbim her an dolu kılsın orayı. -Amin-
-devamı gelecek- :)

UMRE ANILARI 1 - MEKKE

Miladi 2011 (Hicri 1432) yılının (yani bu sene) ramazan ayının son 10 günü ile bayram haftası Umre'deydik.. 11 gün Mekke'de, 4 gün de Medine de geçirdik.. HAYATIMIN EN GÜZEL 15 GÜNÜYDÜ..  Rabbim herkese, ve tekrardan bizlere de nasip etsin, İnşallah..
Etrafımda hep görürdüm, zengin olup da her yıl Umre yapanları.. Derdim ki içimden, ne kadar paran olursa olsun her yıl gitmek doğru değil.. Onun yerine fakirlere yardım et.. Hele bir git, görürsün derlerdi.. Doğruymuş.. İnanın Rabbim nasip etse, gider Arabistan'a yerleşir daha da dönmem.. Ya da imkanım olsa, her sene gitmeye çalışırım.. Parası gözüme bile gelmez.. Rabbim tekrardan nasip etsin..
Biz ailecek gittik, anne, baba ve 3 kız kardeş.. Bursa 1. kafile 7. grup'taydık yanlış hatırlamıyorsam.. Diyanetin düzenlediği organizasyona katıldık..
Bursa'dan otobüs ile İstanbul Atatürk Havaalanı'na gittik.. Havaalanında ihrama girdik, namazlarımızı kılıp niyetimizi ettik..Daha sonra Atatürk havaalanından THY uçağı ile Ciddeye ulaştık.. Cidde Arabistanın 2. büyük kenti, Kızıldeniz kıyısında bir yerleşim yeri.. Öğlen olmak üzereydi Ciddeye vardığımızda, müthiş bir sıcak ve nem karşıladı bizi.. Tabi herkes heyecanlı, hemen pasaport kontrolünden geçip Otobüslere atladık.. Mekke'ye (Efendimiz s.a.v.'e yeryüzünde en sevimli yer gelen o kutsal topraklara) yolculuk başlamıştı..
Yoldayken kafile başkanımız Kur'an-ı Kerim okudu, toplu salevatlar getirdik, dualar ettik..1 saat kadar sürdü otobüs yolculuğu.. Ve nihayet Mekke ileriden görünmeye başlamıştı.. Hep Mekke'nin girişinden itibaren Mescid-i Haram'ın görülebileceğini hayal etmiştim.. Neden böyle düşünürdüm bilmiyorum, onun yerine Bir saat kulesi karşıladı bizi taa girişten.. Mescid-i Haram'ın yanı başına dikilmiş bir otel - saat kulesi.. Bu konuya sonra değinirim..
Ve nihayet Mekke merkezine vardık.. Otelimize yerleştik.. Bedir otelinde kalıyorduk, Kabe'ye 500 m falan galiba, yürüme mesafesinde yani.. Grup, otelde istirahate geçip, oruçları açıp, yatsıya doğru Mescid-i Haram'a  geçmeye karar verdi.. Tabi içimiz kıpır kıpır, biz yerimizde duramadık.. Bursa fafilesi içindeki mini Urfa kafilesiydik biz.. Babam ve ekibi.. Biz hemen Mescid-i Haram'a doğru yola koyulduk..
Hani derler ya, Kabe'yi ilk görüşte ettiğiniz dua, kabul edilmesi en  muhtemel duadır.. O yüzden çok iyi seçmeli o duayı.. Ben günlerce üzerinde çalıştım bu duanın :)
Mescid-i Haram'a girdik, Kabe'ye, dünyanın merkezine doğru ilerledik ilerledik, başımız yerde gidiyorduk.. Nihayet baya bi yaklaşınca kaldırdım başımı.. İlk görüşte dua etmek mi? Dilim tutuldu.. O güzellik.. Sadece baktım, baktım.. Sonra dua etmek geldi aklıma.. Günlerdir hazırlandığım o dua değildi dilediğim.. Allahım affet beni!!.. Daha iyi dua olamazdı orada söylenecek.. Neyseki sonradan bol nol dua edebildik..

O kalabalıkta bir arada durmak zordu tabi.. Aile üyeleri birer ikişer guruplaşıp ayrıldık.. İhramımız bozulmadan Umre vazifelerini yerinde getirmeliydik.. Tavafımız yaptık, safa ve merve arasında sa'y yaptık.. Sa'y yaparken buluştuk hepimiz.. iftara yakın herkes elinde poşetlerle hurma dağıtıyor.. kişi başı hatırı sayılır miktarda hurmamız olmuştu, yanına sınırsız zemzem suyu.. işte Mekke'de ilk orucumuzu ailecek böyle açtık..
Safa ve Merve tepeleri arası..

Bu iki tepe arası mesafe yaklaşık 400 metre.. Şimdiki şartlara bakarsak, zemin mermer, üzeri kapalı, içerisi serin, Sa'y yapmak hiç de zor değil.. Elhamdulillah..
Mekke'ye giderken planlarımda, Her 2 günde bir Umre yapmak vardı.. Umre için Harem sınırları dışına çıkıp ihrama girmek, gelip tavaf ve sa'y yapmak yeterli.. Ama oruçlu iken, her gün umre yapmak demek, başka ibadetlere vakit kalmaması demekti.. Ayrıca, Kabe'deyken vaktin çoğunun tavafla geçirilmesi öneriliyordu.. Bu nedenle ilk gün umre vazifemizi tamamladıktan sora, geri kalan 10 günü, tavaf yapmakla, namaz kılmakla ve Kur'an okumakla geçirdik..
-Devamı gelecek :) -

VATİKAN

Vatikan aslında bir şehr-i ülke.. Roma şehrinin sınırları içerisinde bulunan Vatikan, dünyanın en küçük ülkesi :) Tahmimi nüfusu 900 kişi.. Ama sonuçta ülke.. Kendine ait bir ordusu bile var, 100 kişilik hem de :)


Vatikan'da mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanıyor. Papa, hem katolik mezhebinin lideri hem de Vatikan ülkesinin başkanı.. Sözleri, yasa hükmünde..
Melekler ve şeytanlar adlı filmi izlemiş olanlar öğrenmiştir Vatikan'da olup bitenleri :)
Fotoğraflarla anlatacağım Vatikan, şu uzun yoldan başlayıp bu fotoğrafın çekildiği San Pietro Bazilikasında sona eriyor.. :)



Vatikan sınırlarına girip dümdüz bir yolu yürüyerek San Pietro bazilikasına varılıyor.. Roma'nın en büyük bazilikalarından biri olan San Pietro, aynı zamanda Katolik dünyasının en büyük kilisesi.. 60.000 kişilik kapasitesi var.. Kubbesi ile Roma'nın önemli detaylarından biri.. Bu kubbeyi Michelangelo yapmış..




Vatikan'dan genel bir kaç görünüş..









Kuyruğa girip de onca bekledikten sonra nihayet bazilikanın içine girdiğinizde vayy be! diyorsunuz.. :) Sanat eseri kaynıyo her yer :)
En görülesi eser Michelangelo'nun meşhur Pieta'sı..




Yine kilisenin içinden bir kaç detay..











Vatikan'ın muhafızları da ayrı bir konu.. :)






Bu kıyafetlere bakıp da gülmeyiniz.. Michelangelo'nun kendi tasarımı bu ünüformalar.. Bu askerler İsviçre muhafızları.. Bu görev, çok onurlu bir iş.. Öyle herkese nasip olmuyor. Şartları biraz ağır..
Bu askerler 4 dil konuşabilmeli, 19-30 yaş arası olmalı, katolik ve askerlik hizmetini yapmış olmalı, en az lise mezunu olmalı, atletik yapılı ve 1.74 cm den uzun olmalı.. Bu şartlar böyle sürüp gidiyor :)


ROMA..

Roma, sınırları içerisinde bir devlet bulunduran tek şehir :) İtalya'nın başkenti olan Roma, yaklaşık 2.8 milyon nüfusa sahip.. Roma, benim hayallerimin şehri.. Benim gibi bir Gladyatör filmi hayranıysanız, Eski Roma ile ilgi çekilmiş filmleri bir solukta izliyorsanız, Kolezyum'u (Colosseum) görmek, o binlerce yıllık yapılara dokunmak sizin de tutkunuz olmuştur :)
Sırasıyla Eski Roma'nın, Roma Krallığı'nın, Roma Cumhuriyeti'nin, Roma İmparatorluğu'nun, Papalık Yönetimi'nin, İtalya Krallığı'nın ve İtalya Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur bu 2800 yıllık tarihi şehir.. Onu bu kadar özel yapan da bu tarihi..




Her kent gibi Roma'nın da bir kuruluş efsanesi var. Efsaneye göre Aeneas soyundan gelen Rhea Silvia (Ilia) ile Mars'ın iki ikiz çocuğu doğar. Amcaları kral Amulius çocukların ileride kendi tahtına göz koyabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle Rhea Silvia'yı öldürür. Bebekleri ise boş bir tekneye bindirerek taşmak üzere olan Tiber nehrine bırakır. Nehrin taşması ile tekne karaya vurur ve parçalanır. Dişi bir kurt bebekleri bulur. Ve onları sütü ile beslemeye başlar. Sonra onları Picus adında bir çoban bulur ve evine götürür.
Hikaye bu şekide sürüp gidiyor.. İşte bu nedenle, kurt da şehrin simgelerinden biri.. 





Roma'nın tamamı tarihi eser :) Ama ben sadece en ünlülerini paylaşacağım burada..
İlk olarak İspanyol Merdivenleri ile başlayalım :)
Adını yakınında bulunan İspanya Elçiliğinden almış. Burayı ünlü yapan nedir bilmiyorum, ama özellikle sıcak havalarda insan kaynıyo burası :) Bu basamaklar Trinita dei Monti'ye çıkıyor..
Merdivenlerin bitiş yerinde kalan havuz.. İnsanlar özellikle bu çeşmenin suyundan içiyorlardı :) Vardır bir hikmeti..


Buradan ilerleyip Roma'nın en büyük meydanlarından birine gelelim.. Birbirinden güzel havuzlar süslüyor bu meydanı..




Havuz süslerinden bir detay..



Buradan sonra Aşıklar çeşmesine gidebiliriz.. Çeşmenin adı Fontana di Trevi..






Duyduğum kadarıyla bir tek biz Türkler Aşıklar Çeşmesi diye adlandırıyormuşuz.. Malumunuz bir dramatik ve romantik olayları severiz.. Hikayeye göre, bir zamanlar askerler bir yere geliyo, çok susamuşlar ancak su bulamıyorlar, genç ve güzel bir kız ayağını yere vuruyor ve yerden su çıkıyor.. Bu hikaye, yapıtın üzerindeki kabartmalardan birinde de işlenmiş..



İşte bize göre bu aşkın gücü!! :))
Ve yine Roma'daki sayısız güzel meydandan biri..




Roma'nın hala daha bir çok bölgesinde tarihi kazı araştırmaları sürüyor.. Binlerce yıllık tarih, gün yüzüne çıkarılıyor.. Bunun en güzel örneklerinden biri, Forum..




Roma Forumu, Antik Roma'nın geliştiği merkez bölge.. Ticaret, iş, ibadet, adalet yönetimi hepsi buradaymış..






Bu bina tüm ihtişamıyla Roma'nın merkezinde yer alıyor, ve neredeyse her yerden görünüyor.. Önündeki heykel, İtalya'nın kurucularından kabul edilen 2. Emmanuel'e ait..




Ve nihayet, en sevdiğim kısıma geldik.. Colosseum (Kolezyum)..




Kolezyum'un hikayesini bilmeyen yoktur herhalde.. Yapılan savaşlar, gladyatörler, keyf için öldürülen insanlar.. Kolezyum'un binlerce yıllık kanlı tarihi..




Kolezyum'un içinden bir görünüş..




Kolezyum, 2007 de dünanın 7 harikasından biri olarak seçildi.. Bu övgüyü hakediyor.. O taşlarına dokunduğunuzda 2000 yıllık geçmişi sizi kendinizden geçiriyor..