30 Mayıs 2012 Çarşamba

APPLE ;)

Normal vakitte aklıma bir şey gelse de yazmam, şimdi aklımda bir şey yokken yazmak istiyorum.. Nedennn? Çünkü sınavlar başladı, yarın sınavım vaarr, çalışmam lazııımm, yaa o yüzden, çalışmamak adına her şey mübah bu gün :)) Ne anlatsam diye düşünüyodum ki buldum ! :)
Apple store.. Geçen gün baya uğraştırdı beni.. Ipad almamdaki en büyük sebep okula git gel zamanlarda yanımda taşımak istememdi, office programlarını kolayca kullanmak istiyordum. Ama gel gör ki ücretsiz uygulamalarda aradığımı bulamamıştı. Apple a özgü bi kaç program var, keynote, numbers falan, bunlar word, excel benzeri yazılımlar.. Tabi her birine 10-20 $ verdikten sonra bi zahmet güzel olsunlar.. :)) neyse efenim, öyle youtube da gezerken (bilirsiniz youtube'da gezmek saatlerinize mal olabilir, ona da bakayım oo bi de şuna bakayım derken, öyle işte..) kızın birinin ipad için windows7 ile ilgili hazırladığı bir video buldum, şaşırdım :)) Hemmen açtım izledim, onlive desktop diye bi uygulamadan bahsediyodu. Alla alla ben nasıl bilmem onu dedim ve girdim apple store, yok. Nasıl olur ya hu derken bi de video altındaki yorumları okudum ki, ABD'de mevcut ama TR de yok, ve bunun gibi nice uygulama.. Hayy ben böyle işin dedim kendi kendime, başımız mı kel bizim,  niye uygulamalarımız eksik, napayım Amerikaya mı gideyim? Varmış elbette bu işin de bi hinliği. 
Ben böyle anlatıyorum ama elbet bu için çözümünü bileniniz vardır arada, ben yeni öğrendim daha :D:D Meğerse ABD hesabı almak gerekiyomuş.. Neyse efendim girdim, kredi kartsız açabildim nihayet hesabı, bide fatura için ev adresi falan istiyo. Açtım google map'i, amerika bilmem nereye gittim, bi sokaktan adres aldım, netten de zip kodu, tel kodu bide uydurma tel no, ohh ne ala memleket :)) Çok da güzel oldu valla, indirdim bi kaç güzel uygulama, varsın Türkiye'de olmasın ;))  Artık ipadimde windows 7 ile office 2010 var ve ben çookk mutluyum :D
Hahahaaaa, sanki en önemli işim buymuş gibi bi de marifetle anlatıyorum işte.. İnanın sınav haftası stresi ;) Yarın son sınav, sonra bye bye heppiniz.. Trabzon'a gidiyorum ya hu, valla geldi çattı vakit, 4 haziran iş başı.. arada ne tatilim var ne başka bir şey.. Daha da güzeli gittiğimda KTÜ de sınavlar bitmemiş olacak, sınav gözetmenliği yada cevap kağıdı okuma gibi şeyler yaptırırlar mı acaba, ayy naparım ben, kesin bol not veririm :))) Zaten bu sene 4 öğrencimiz var, geri kalan hepsi hazırlıkta kalmış.. Şenlik asıl seneye başlıyo :)) 
İnsanın mantığıyla kalbinin zıtlaşması da çok ayrı bi duygu bu arada.. Bilenleriniz vardır, nefret ediyorum Ankara'dan, ne işim var burada çözmüş değilim, gönlüm diyo ki git KTÜ de yap yüksek lisansı, hem araştırma görevliliği hayatında da alışmış olursun.. Ama mantığım kıyameti koparıyo, neyin var senin diyo, GAZİ de başlamışsın var git devam et.. bundan sonra en fazla 1.5 yıl sürer.. Şurası muamma ki, ben 1.5 yıl daha Ankara'ya dayanabilir miyim?? Aslında bu aralar kafamda yeni bir fikir daha var, İzmir 9 eylül'e gidip yeniden başlamak yüksek lisansa ;)) Kafamın içinde kırk tilki dolaşıyo diyom ya, valla boşuna değil ;))
Neyse sayın efendim, benden bu günlük bu kadar.. Bir daha kim bile ne zaman gelirim.. O zamana kadar hoşça kal, kendine iyi davran, bana dua et, melekler de sana etsin ;)
Allah razı olsun..
Selam ve dua ile..;)

9 Mayıs 2012 Çarşamba

ÇOK KARIŞTIRDIM AMA.. ;)

Vee evdeki 3 günlük saltanatım sona erdi.. 3 günlük yalnızlık.. 3 günlük kafa dinleme :))
Bu akşam annem ve kardeşim ankara'ya geldiler, 2 hafta misafirimiz olacaklar inşallah :) Gerçi annem kolları sıvadı şimdiden, geç kalınmış bir bahar temizliğine girişecek cancağızım :))) Şikayetçi miyim bu durumdan? Asla ve kat'a :)
Bizimkileri karşılamaya hava alanına giderken yolda amcamla muhabbet ediyorduk biraz, konumuz "trafikte kadın" idi :) Son zamanlarda olayları iki çerçeveden de görüyorum, kime hak versem bilemiyorum :)))
Urfadayken ablam akşam iş çıkışı beni atıyodu arabaya, bi urfa turu yapıyoduk, Urfa'nın yeni yapılan yolları, arka sokakları, birbirinden güzel yerlerini geziyoduk, arabada yalnız bayan olarak gezince yolda erkek şöförlerin seni nasıl sıkıştırdıklarına, sinir bozucu yarışlara girdiklerine, hatta bazen tacize varan hareketlerine şahit oluyor insan.. Tabiki de çoğu erkeği tenzih ederim bu durumdan :) Ama böyle bir gerçek de var :)) İşta amcama bu şeylerden bahsediyordum ki, bir de olayları onun tarafından dinleme fırsatı doğdu.. Ammannn efendim, kendileri bayan şöförlerden pek bi rahatsız :) Yolu düzgün kullanmadıkları, trafiği aksattıkları, ve tüm erkekleri kendilerini sıkıştırmakla suçladıkları için hoşnut değil bayan şöförlerden :) Ne yalan söyleyeyim, çoğu zaman önünüzde seyreden bir arabayı bi bayanın kullandığını bi bakışta anlıyorsunuz.. Demek gerçekten de tüm gününü trafikte geçiren biri için biz bayan şöförler işkence olabiliyoruz :)) Amann erkekler işte.. :p
Trafikte bu kadar laf yiyen biz bayanların iş hayatında yeri nasıl sizce?? Burada resmi rakamlarla konuşmayacağım, sadece kendi deneyimlerim sonucu elde ettiğim bir kaç izlenimi paylaşacağım :)
Ben endüstri mühendisiyim, ve bu bölümde üretim alanında geliştirmeye çalışıyorum kendimi.. Hizmet sektörünün aksine üretim sektörü bayan çalışan sayısının oldukça ama oldukça az olduğu bir alan. Üniversitede 3 yıl yaz stajı, 2 yıl da dönem projeleri amacıyla birbirinden farklı fabrikalarda bulunma imkanım oldu. Bunların büyük çoğunluğu kobi olarak sınıflandıracağım en fazla 100-120 kişinin çalıştığı yerlerdi. Otomativ yan sektörü ya da metal imalatı benim özellikle hoşuma gidiyor, haliyle bu sektörde hizmet veren fabrikalarda bayan çalışan yok neredeyse, özellikle Urfa ya da Konya gibi bu duruma daha sık rastladım. Tabi bi yerde işveren de haklı, mesela ben stajyerken 100 erkeğin arasında tek bayan oluyordum, sekreteri saymazsak.. Bu çok büyük bir olay, öğlen arasına daha erken gir, yemeğini çalışanlardan ayrı ye, falan filan, erkekler arasında bir bayan çalışan demek fabrikaya fazladan yük demek, en azından işverenin gözünden böyle olaylar. Ayrıca bayan çalışanın başarılı olacağına olan güven daha az, o kadar işçi yada ustabaşıyla başa çıkamayacağına, işin altından kalkamayacağına, hele bir de ailesi çoluk çocuğu varsa iş performansını düşük olacağına inanıyorlar. Peki işler nerede değişmeye başlıyor??
Şirketler aile şirketi olmaktan çıkıp kurumsal olmaya başladıkça, bi vizyon sahibi oldukça, yönetimde üst kademelere gelmiş bayan çalışanları görmek mümkün hale geliyor. Çünkü bu firmalar, aslında bayan çalışanları aynı konumdaki bir erkekten daha başarılı olabileceğini anlıyor ;) Sanılanın aksine bir çok bayan daha düzenli, disiplinli, o anaç tavrının altında çalışanlararıyla daha ilgili biri olabiliyor. Tabi ki bulunulan sektörün de bunda etkisi büyük..
İşvereni geçelim, toplumun çalışan bayana bakışı da gelişme göstermiş olmasına rağman bi yerde hala aynı.. Eğer kadın çok disiplinli ve sert ise iş yerinde, erkekleştiği için; yok çok duygusal ise işin hakkını veremediği için; her halukarda ailesini ve çocuklarını ihmal ettiği için yadırganıyor. Şimdi doğruya doğru, hem çocuk hem de kariyer yapan bayanlara hayranım, ama ne olursa olsun o çocuğu anne şefkat ve ilgisinden eksik büyütmek, bilmiyorum ama pek de hoşlaşmıyorum :))) Ha bu demek değil ki bayanlar çalışmasın, tabi ki de tüm bayanların arkasındayımmmmm, sonuna kadar :)
Gecenin 2 sinde oturup kabaca bir şeyler yazdım ama bi ara biraz daha bilimsel verileri döktürüp size bayanların son yıllarda iş yaşamında nasıl zirveye tırmandıklarından bahsedebilirim.. Türkiyenin vergi rekortmenlerinde ilk 10 a yada ilk 100 e giren sayısız bayan çalışan, büyük çoğunluğu Sabancı hatunları oluşturuyo ya neyse, onlarınki de başarı :))
Neysem efenim, görüşmek üzere..
Selam ve dua ile.. :)

2 Mayıs 2012 Çarşamba

ÜŞENME - ERTELEME - VAZGEÇME

Bu başlığı sonuna kadar hak eden bir durum içerisindeyim, zira anlatacak o kadar şey varken günlerdir elime bilgisayarı alıp da yazamıyrum..
Hadi canım sendeeee, ailemin yanındayım, tembellik ve üşengeçlik yapmak benim hakkım, di mi :))
Bu arada evet, ailemin yanına geldim, kimseciklere kaber vermeden, ani bir kararla kalktım ve geldim, iyi ki de gelmişim hani, ailenin yanı gibisi yok :)))
Ziyaretin kısası makbuldür, lakin ben uzatmaya kararlıyım. Malumunuz dönem bittiği gibi direk Trabzona gideceğim, yaz tatili de yok, sonra hiç ara veremeden okullar açılacak yine. Tehey tehey, işim gücüm okumak yani :)) Öyle işte.
Yeni bir kitaba başladım bu arada, Ahmet Ümit'in Sultanı Öldürmek adlı eseri.. Çok güzel başladı, aynı şekilde devam etmekte.. iyi bir bitişi olacağını da ummaktayım :) Bitirince yine burada yorumlarız. Şunu söyleyebilirim ki, kitap belli tabuları yıkmakta.. Gayet de güzel yapmakta hani.. Bildiğimiz Fatih Sultan Mehmet'den başka bir profil ile karşılaştım kitapta, ilk başlarda biraz yadırgadım, hayır öyle olamaz dedim, ama sonra kendi tarih bilgilerimi sınadım ve o bilgilerin kaynaklarını.. Ha haaa.. bildiklerim bize öğretilenlerindi sadece.. ne az ne çok. Bu arada evet, bana öğretilen tarihimin büyük kısmının aslında öyle olmadığına inanıyorum, ve araştırıyorum.. Sadece tarih ile kısıtlamayalım konuyu değil mi, dinimizle alakalı kuvvetli inancımın olduğu bazı hadislerin de aslında var olmadığını öğreniyorum..Bunlara başka bir yazıda değinirim.. Heyy gidi insanoğlu, saptırmayı ne çok seviyordun sen!!
Bu arada kötü bir durumla karşı karşıyayım :) Ablam sağ olsun blogumu keşfetmiş, ha çok mu zor keşfetmek, zaten adın belli sanın belli demeyin, bunca zamandır blogum olduğundan haberleri dahi yoku :) Neyse efendim, ablam sayesinde annemler falan da duymuş, duymakla kalmamış bir de açmış okumuşlar yazılarımı.. Onu niye öyle yazdın, bu niye böyle diye hesap soruyo canım annem :) Bu yazıyı okursan eğer, selamlar :D
Öyle işte efendim.. Konunun aslına dönecek olursak, üşenmeyin ertelemeyin sonra vazgeçersiniz.. Aynen öyle 1 haftadır her bir şeyi ertelemekteydim, sonumuz hayrola :)) Ben bi yerden başladım..
Selam ve dua ile..
Hayırlı günler :)