8 Ağustos 2012 Çarşamba

HOCAM BİR KAÇ SORUM VAR!!

Ramazan ayına henüz yaklaşırken televizyonlarda, gazetelerde sorular sorulmaya, öneriler verilmeye başlandı.. Sahurda ne yersek bizi yok tutar, iftarda neyi ne kadar yemeliyiz ki nefes alacak yerimiz kalsın.. Sahi sakız çiğnemek, diş fırçalamak bozar mı orucu? Ahh ne büyük derdimiz var Allahım.. Bi de Ramazan bitse de tepsi tepsi baklavaların yendiği, şekeri çikolatanın dibine vurulduğu Ramazan bayramı gelse !! Sahi yüzümüz tutacak mı o bayrama çıkmaya? Suriye'de, Arakan'da ve daha bir çok yerde kardeşlerimiz ölüyorken, ülkemizde hiç uğruna gencecik çocuklar birbirine kırdırılıyorken..

Bu gün bir mail aldım, sizinle paylaşıyorum.. 

Ümmetin başkaca coğrafyalarında başka Ramazan soruları var mı?

Sahi Ramazan geldiğinde klişe olmayan, cevabı bilindik beylik sorular değil, yaşanmışlıkların bıraktığı derin acı ve çaresizlikle yoğrulmuş sorular var mıdır burnumuzun dibindeki coğrafyalarda?

İşittiğimizde unutmuşluğumuzun vebalini hissettirecek ve sorumluluğumuzu hatırlatacak ağır sorular var mıdır?

Örneğin;

Namaz sırasında evinin bir odasına havan mermisi düşen bir kişi çocuklarının cesetlerini toplamak için namazını bozabilir mi? 

İki el ya da ayağını veya bunlardan birisini kaybeden kişi farz olan el ve ayakları yıkamadığında veyahut kalan tek el yada ayağını yıkadığında abdesti sahih olur mu?

Şarapnel parçasının isabet etmesiyle yüzünün 4/3’ünü kaybetmiş olan bir kişi yüzünün kalan 4/1’lik kısmını mesh etmesi yeterli olur mu?

Tan yerini ağartan, siyah ile beyaz ipi ayırt eden bir ateş bombası imsak başlangıcı sayılsa ve sabah namazı kılınsa bu namazı kaza etmek gerekir mi?

Savaş uçaklarının sessizliği yaran bir çığlıkla şehrin üzerine bıraktığı bombaları sehven iftar topu sanıp orucunu açan kişiye kaza gerekir mi?

İftariyelik, sımsıcak pidesini almış evine dönerken bir top mermisi ile ekmek sırası bekleyen topluluğun paramparça olmuş cesetlerinden birkaç damla kan pide üzerine sıçramış olsa ve bu kişinin bir başka yiyeceği elde etmesi imkânsız ise bu pideyi yemesi caiz midir?

Sabah akşam üzerlerine bombaların sağanak sağanak yağdığı Suriyeli kardeşlerimizin bombardımanın neden olduğu dumanı solumaları oruçlarını bozar mı? 

Vücuda giren her şey orucu bozduğuna göre keskin bir nişancının kahpe mermisi ile şehit olan, merminin ağzından girerek şehit ettiği kardeşimiz Rabbine oruçlu mu kavuşmuştur? Yoksa orucu bozulup mu kavuşmuştur?

Minaresi, kubbesi yıkılmış bir camide namaz kılınır mı? Bir kısım cüzleri yakılmış mushaftan Kur’an okunması caiz mi?

Her gün ortalama yüzün üzerinde Müslüman’ın öldüğü Suriye’de kardeşlerimiz öldürüleceklerini bildikleri için önce mezarlarını kendi elleri ile kazıyor ardından Öldürüleceklerini bile bile zalim sultana hakkı haykırmaları intihar sayılır mı? Daha da önemlisi: Bir Müslüman kendi mezarını kendisi kazabilir mi?

İki ay öncesinin BM raporunda 2 bin Suriyeli kadının tecavüze uğradığı ifade edilmişti. Sadece resmi kayıtlara geçen kadarıyla bu kadınlar “Bizlere, namusumuzu koruyabileceğimiz mermi gönderemiyorsunuz bari doğum kontrol hapı gönderin” diyorlar. Şebbihaların tecavüz ettiği bu kadınlar doğum kontrol hapı kullanabilirler mi? Ya da kürtaj yapabilirler mi?

Yaklaşık iki yıldır katliama maruz kalan Suriyeli kardeşlerimiz Rasul (s.a.v.) “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez, onu yardımsız bırakmaz” hadisi şerifini hatırlatarak “Ey Müslümanlar! Neredesiniz? Bizi yardımsız bıraktığınız için rûzi mahşerde iki elimiz iki yakanızda olacak” diye sitemlerini dile getiriyorlar. Gerçekten onları zalimleri ile baş başa bıraktığımız, onları sadece izlediğimiz için bizlerin yakasına yapışabilirler mi? Yoksa bu yüzyılın başında emperyal devletlerin masa başında çizmiş olduğu sınırlar, birbirimize en kötü günümüzde bile hayrımızın dokunmasına asla izin vermeyen uluslararası vesayet anlaşmaları kardeşlik hukukumuzu yerine getirmeyişimize haklı gerekçe olabilir mi? Allah katında bu sınırların ve anlaşmaların geçerliliği nedir? 

Suriye’de bir pankartta “Biz Suriye dosyasını Uluslararası Adalet Mahkemesine değil, İlahi Adalet Mahkemesine havale ettik. İlahi mahkemede bizleri yardımsız bırakanlardan şikâyetçi olacağız” diyordu. Gerçekten Suriyeli Müslümanlar İlahi Mahkemede bizlerden şikayetçi olabilirler mi? 

Arakan’da gözü önünde kafası baltayla kesilen yavrusunun acısına ağlarken bir annenin, alimlerimizin ve yöneticilerimizin suskunluğuna kahrederek içine akıttığı göz yaşları orucunu bozar mı?

Somalili bir kardeşimiz bir iftar programı sunucusu hoca efendiye “Biz ne iftar ne de sahur yapıyoruz, Allah bizim orucumuzu kabul ediyor mu acaba?” diye soruyor! Evet, gerçekten ümmeti İslam’ın bayrama çıkacak yüzü ve yüreği yokken Allah bizim şişkin karınla, pişkin tavırlarımızla tuttuğumuz oruçlarımızı kabul eder mi?

2 yorum:

  1. Her hayrın başı olan Bismillah ile,
    okudum ve derin bir ''avf'' çektim tüm kalbimle. Rabbim razı olsun. Ramazanın başlangıcında arkadaşların ısrarı ile aslında meşru olan bir iftara gittim. Kesinlikle meşru idi. Ama baaktım iftar sofrasına. Herşey boğazıma dizildi. Çünki dünyadaki kardeşlerim iftar ve sahurlarını kanla, gözyaşıyla, mermiyle, bombayla yapar haldeler. Sofraya geldim ama o kardeşlerimden utancıma sustum kaldım. Ve aradan kaç gün geçmesine rağmen o gün yaşadığım ızdırap ve pişmanlık beni bırakmadı. Bırakmasın da. Unutmayayım kendimi. Oturmayayım ben firavun sofrasına benzer sofralarda. Tek çeşit yemek yiyen efedimin ümmetine layık olayım ben. O günden beri bu boyuttaki tüm iftarları geri çeviriyorum. Görüntüde meşru olmasına rağmen, fazla yemememe rağmen hala o lokmaların hesabını nasıl vereceğimin kaygısındayım.
    Bana ızdırabımı iyice hissettiren bu paylaşım için Rabbim ebeden razı olsun.
    Dua ve selam ile.
    Rabb-i rahim olana emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamün aleyküm ve rahmetullah..
      Rabbim bu durumun ızdırabını çekenlerden eylesin bizi.. Izdırap duyalim ki, durumu değiştirmek için bir şeyler yapabilelim.. Geçen gün hoş bir karikatür gördüm, fakir iki kişi konuşuyordu, biri diyordu ki, zenginler şimdi iftar sofrasındaki yemeklere bakıp şükrediyor, olmayana da ver diyor. İyi ki zenginler var, yoksa biz ne yapardık.. Artık iftarda sofrada beklerken aklıma geliyor bu, yemeği yiyemiyorum bile.. Allah'ım olmayana da ver! İyi de bunu yapması gereken biz değil miyiz, Rabbim bize verecek ki biz de olmayana verelim.. İki taraflı imtihan bu.. Elinde olmayanın imtihanı sabretmek, elinde olanın imtihanı ise vermek.. Bu sınavı kaybedenlerden olmayız inşAllah.. Lakin şu yukarıdaki soruları okuyunca, utanıyor insan kendinden.. İnsanın misafir ağırladığı bir sofradan hesaba çekilmeyeceği ile ilgili hadisler var.. Ancak, her gün yediği önünde yemediği ardında olan benim için 10 çeşit yemeğin olduğu bir sofra hazırlanınca, ben bunun hesabı adına iki taraf için de korkuyorum.. İlle de misafir istiyorsak, gerçekten muhtaç aileleri misafir etsek, yemeyene yedirsek daha güzel olur inşaAllah.. Yoksa, yazının sonunda dediği gibi şişkin karınlarımız ve pişkin tavırlarımız ile bu imtihanı geçmemiz çok zor..Rabbim yardımcımız olsun..
      Selametle inşAllah..

      Sil