31 Ekim 2012 Çarşamba

ŞEYTANIN TUZAKLARI

Metin Karabaşoğlu'nun Kur'an'la Yaşayanlar kitabından bir alıntı:

''A'raf suresinin bildirdiği üzere, Allah'ın kendisine verdiği mühlete karşılık İblis, "Andolsun, senin 
doğru yolunda oturacağım. Sonra onların önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından 
kendilerine yanaşacağım. Sen de onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın" (A'raf 7;16-17) diye yemin etmişti.

Büyük sufi Şakik-i Belhi, İblis'in bu yeminini hatırlatır ve onun dört yönden kurduğu bu tuzağın Kur'anın irşadıyla nasıl aşılacağını şöyle anlatırdı:

"Her sabah şeytan, önümden ve arkamdan, sağımdan ve solumdan bana yanaşır.


Önümden geldiğinde, "Korkma, Allah bağışlar ve merhamet eder" diyerek beni tevbe ve ibadetten alıkoymaya çalışır. Ben de, Hak Teala'nın 
"Şüphesiz ki ben tevbe eden ve iman edip salih amelde bulunanlar için bağışlayıcıyım" (Ta-ha, 20;82) ayetini okurum.


Arkamdan geldiğinde, beni çocuklarımın fakirliğe düşecekleri korkusuyla tehdit eder. Ben de ona karşı "Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, rızıkları Allah'ın taahhüdü altında olmasın" (Hud, 11;6) ayetini okurum.


Sağımdan bana geldiğinde, beni medhederek yaklaşır. Ben de "Akıbet müttakiler içindir" (Araf, 7;128) ayetini okurum.


Solumdan geldiğinde ise, bana şehevi şeylerle yaklaşır. Ben de "Kendileriyle arzularının arasına bir set çekilmiştir" (Sebe 34;54) ayetini okurum."

GÜZEL GEÇMİŞ BİR BAYRAM GİBİSİ YOK :)

Oldukça hareketli ve yorucu bir bayram tatili sonrası 08.00'de başlayan bir mesai baş ağrısı yapıyor, tecrübeyle sabittir :) 
Dün böyle diyerek yarıda bıraktım sözlerimi, bu gün devam edeyim madem, öncelikle geçmiş bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim :) Umarım güzel bir bayram geçirmişsinizdir. Kendi adıma, yaşlıları sevindirdiğimiz, bol bol hayır duası aldığımız (maalesef ki artık harçlık vermiyorlar), epeydir görmediğimiz akrabaları gördüğümüz, bolca temizlik yaptığımız ve azcık gezdiğimiz güzellll bir bayram tatiliydi. 
Güzel olan sadece Şavşat'ta geçen vakitti sanırım, o gidiş ve dönüş yolu neydi Allahım, ee sen Şavşat gibi yerde yerleşim yeri kurarsan ulaşımı da öyle sıkıntılı olur işte :) Hamd olsun yollar epey düzeltilmiş, ama dönen kıvrılan yollar.. düzgün bile olsalar adamın midesini bulandırmaya yetiyor :) Yolu asıl çekilmez yapan ise ulaşımda yaşanan sıkıntı, mahrumiyet bölgesi sanki, o ne yahu :)
Trabzondan Şavşat'a giderken sabah 8.30'a direk sefer bulduk, 27-28 numara boş deyince atladık tabii, olur olur :) Vakit geldi otobüse bi bindik (otobüs dediğime bakmayın, inanın değil:)) en arka 5'li deymişiz meğer :) Arkada 3 adamın yanında bacım ve ben, tıkış tıkış. Şu bi gerçek ki, doğuya giden arabalarda böyle bir şeye müsaade edilmez, siz tuttursanız ben adamın yanına oturcam diye, yine yerinizi değiştirirler bayan yanı verirler :) En azından yıllardır bu şekilde gördüm :) Ama bizim şavşatımız kendini aşmış ya hu, öyle tepiştirdiler bizi otobüsçüğe :) İşin iyi tarafı, en ortada ben oturuyordum, dizlerimin öndeki koltuğa çarpması diye bi sıkıntı olmadı :) Hiç yoktan iyidir.. O yollar nasıl bitti bilmiyorum, 300 km yolu 6.30 saatte bitirdik :)
Gidip de bizim 80'lik ihtiyarların yüzündeki sevinci görünce "varsın çekilsin böyle yol, nolcak" dedim.. Her gelen misafire gururla anlatıyorlar, işte bizim yanımıza geldiler, o ankarada şu bölümde okuyo, bu kızımız da Trabzon'da, yakın yerde, mayaşlı, hem çalışıyo hem okuyo, artık sık sık gelecek yanımıza.. :) Devlet memuru olduk ya, girdik gözlerine :)
Bu arada dışarı çıkıp fotoğraf çekme planlarım vardı lakin zaman olmadı, balkon manzarası ile yetincez :)





Yaşlılarla yaşayınca anlıyor insan, gençliğin ve sağlığın ne büyük bir nimet olduğunu, her ne kadar kendi işlerini kendileri görseler de (maşallah), şöyle bi eve bakınca, temizliğine falan, içim gidiyor, biz yaşlanınca nasıl olacaz diye.. Epey bi temizlik yaptık, bayramıydı etiydi ikramıydı bulaşığıydı derken bitirdik tatili. Son gün bir kaç akrabayı gezmeye çıkmasak baklava yemeden geçirdiğim ilk bayram olacaktı nerdeyse :) Ama baklavaya ne hacet, missss gibi kabak tatlısı varsa :)


Dönüş yolunda o güzel! otobüslerle dönmeyelim, geze geze gelelim dedik, gerçi diğer türlü bilet dahi bulamamıştık ya neyse işte Şavşat'tan Artvin'e, oradan Hopa'ya, oradan da ver elini Trabzon.. Hopa'ya gelene kadar her şey iyiydi, mide bulandırıcı dönen kıvrılan yollar :) Hopa'dan sonra ama, mahvetti bizi ya hu, 180 km yol, 4 saatte gelinir mi azizim? Otobüs sanki şehir içi dolmuş, her ilçede durdu.. Velhasılı kelam, az cefalı bol dualı bir tatil sonrası döndük evimize :)
Bu resim de Hopa'da otobüsü beklerken sahilde güneşin altında kavrulduğumuz zaman, burası Karadeniz kardeşim, ne bu sıcak diye isyan ettirdi inanın :)



Aaa durun bu resmi koymasam olmaz, bilirsiniz hani Artvin'e devasa bir atatürk heykeli diktirmişti hemşehrimin biri, gerçi terminale sırtını dönmüş ama olduğu kadar işte :) Kaç milyon tl'ye mal olmuştu bilmiyorum ama uzaktan pek de hoş durmuyor.. çok yakınlaştırıp da çektiğim için pek net değil fotoğraf :)


Tabii tüm bu tatil boyunca aklımın bi köşesinde hep Kleo vardı, sevgili kızım :) Sağ olsun arkadaş her gün mamasını suyunu kontrol ediyordu ama sonuçta evde yalnız kalıyordu. O kadar özlemiştim ki kafamdan ne buluşma sahneleri dönüyordu, kapıyı açacam o miyav miyavv diye kucağıma atlayacak falan, çok mu fazla Türk filmi izlemişim ne :)) Tabii ki de öyle olmadı, kapıyı açtık, tam karşımızda dikilmiş öylece bize bakıyordu, aç değil ya miyavlamaz kereta.. Üzerinde bi agresiflik falan sormayın gitsin, elimizi yüzümüzü çizerek çıkardı hıncını, dün biraz daha normalleşmişti çok şükür :) Sanki 5 güne büyümüş gibi geldi, kızım benim kocaman oldu :)) Çirkin şey, nolcak :)


İşte böyle sevgili okur, bir yazının daha sonuna geldin, biliyorum hoşlandın ama bu günlük bu kadar.. En kısa zamanda görüşmek üzere.. Şehr-i Trabzon'dan selam ve dua ile..

22 Ekim 2012 Pazartesi

YALNIZ BİRİ İSTE..

''Yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor
Biri talep et; başkaları layık değiller
Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar
Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır
Biri söyle; O'na ait olmayan sözler malayani sayılabilir..'' 17. Söz

ORGANİK HAYAT!!

Evet efenim, evimizde mini bi doğal yaşam alanı oluşturmaktayız.. Yolun henüz başındayız gerçi, hayvan ve toprakla uğraşmak insanın stresini alır, sakinleştirir vesselam dediler, haydi bismillah dedik, soframızın vazgeçilmezi salata için yeşillik yetiştirmekle işe başladık..
Ön tarafta gördüğünüz ufak saksılar kumu ve tohumu ile hazır olarak satılıyo, pratik bir şey.. Tabii saksıları küçük gören sevgili ev arkadaşım arka taraftaki büyük boylar ile bol miktarda kum alıp kendi dikti tohumların bi kısmını.. Sonuç: Başarılı :))



Sevgili maydanozumuz :) çıkana kadar ne çok bekletti bizi sormayın gitsin, bi an tohumlar bozuktu falan zannettik ki sonunda arkadaşımın ısrarlarına dayanamayıp merhaba dedi yeni dünyaya :))


Tere otumuz maşallah ikinci günden çıkmaya başladı, ben şimdi ara ara tadına bakıyorum o ufacık yaprakların, tazesi de ayrı bir güzel. Arkadaş tereden hiç hazzetmiyor, bundandır sanırım, açık ara önde büyüyor :))

Semiz otunun güzelliğine baksanızaa, daha çok küçükler diye tatlarına bakmıyorum, arkadaş kızıyor, yenmez o bırak diyor :)))

Veee marullarımız, sahi ben hala ikna olmadım marul olduklarına, çookk fazlalar yahu, bunları bölecekmişiz bir kaç saksıya, bu kadarı bi arada büyümezmiş :))


Taze soğanlar da hemen çıktı, yakında yemeye başlarız efenim, ben pek sabırlı değilim.. Bu işte başarılı olalım bi, taze sarımsak başta olmak üzere bilimum yeşilliği ağırlayacağız balkonumuzda :))


Bunların yanı sıra hala çıkmayan iki bitkimiz var, reyhan ve, vee, diğerini hatırlayamadım, neyse :))
Evimizde bitki-hayvan ayrımı yapmadan her türlü doğal yaşama önem vermekteyiz, bir kedi neyimize yetmiyorsa artık, yanına arkadaş niyetine bir tavşan ile cins bir kedi daha getireceğiz.. Gelmesini beklediğimiz kedi yavru bi scottish shorthair, ileride tam olarak şuna benzemesini istiyoruz :)

Bir de aşırı tavşan sever ev arkadaşım bi Hollanda Lop tavşanı almak için beni ikna etme yolunda.. Aslında tavşan harika, çok şirin falan, ama sütten ağzı yanan misali, temkinliyim konuya karşı.. Bahsettiğim tavşan da şöyle bişe :)

Oyy yerim ben onun yanaklarınıııı dediğinizi duyar gibiyim, ama azizim evde bakılmıyo yaaa, balkonda bakılır mı, orasını bilemiyorum işte :)) Bakalım hayırlısı artık..









10 Ekim 2012 Çarşamba

TAKMA HİÇBİR ŞEYİ KAFANA

Herhangi bir olay karşısında bu sözü çok kullanırım, zira hayat takıntılarla uğraşılmayacak kadar kısa.. Rahat ol, hallederiz, ne zaman halletmedik ki, değil mi.. Lakin bu aralar en sıradan şeyleri bile kafaya takıyorum sanırım. Sanırım diyorum çünkü bana sorsanız takmıyorum, ama bilinçaltıma o kadar işlemiş olacak ki rüyalarıma giriyorlar..
Efendime söyleyeyim, 2 yıl öncesine kadar rüya bile görmezdim, daha doğrusu her insan rüya görürmüş, ama hatırlamazmış ya kimileri, işte ben hatırlamazdım. Çünkü üzerinize afiyet biraz "şiddet-vahşet" içerikli rüyalar görürüm genelde, bu nedenle küçüklüğümde hep dua ederdim Allah'ım nolur rüya görmeyim, görsem de hatırlamayayım diye.. Sonuç: Başarılı idi.. Ölü gibi yatardım yani :)  Taa ki 2 yıl önce, rüya görmeyi çok seven bir arkadaşımın "inşallah sen de hatırlarsın gördüğün rüyaları" diye bir dua etmesine kadar..Gördüm azizim, ama ne kanlı ne işkence dolu bir rüyaydı, sormayın gitsin :)) Neyse, buraya nerden geldik şimdi :))
Hah, olayları kafama takıyorum ya, rüyama giriyorlar demiştim..2 gün önce tam yatağıma yatacakken pıt pıt diye ses duydum, su damlıyodu, tam korku filmlerindeki gibi, nerden damlar bu su, kalorifer peteğinden.. Bingo! :)) Yer de ıslanmış az bişe, hay Allah olcak iş mi, hafta içi uğraşamam bile onla, yere bi havlu serdim, hem suyu emsin hem de ses çıkmasın diye, vurdum kafayı yattım.. Rüyamda neler çektim o borudan, ahh ah :)) Resmen su fışkırıyodu borudan, arkadaşın babasına diyorum bi yardım edin birini çağıralım diye, yok ben karışmam falan diyo, ev sahibi ilgilenmiyo falan filen.. Ne oldu hatırlamıyorum ama epey koşuşturdum :) Sabah gözümü bi açtım su artık damlamıyo, Oleyy!! :)))
Dün de yine takıntılarımla uğraşıyodum.. Bir aile dostumuzun kızı nişanlanmış hafta sonu, arayıp tebriklerimi sunmalıyım, kaç gündür nasip olmadı bi, bu konularda cidden tembelim, ama aklımın bi köşesini de sürekli işgal ediyo. Dün de onlar müstakbel eşi ile rüyama teşrif ettiler :)) Tanışıyoz falan, olaylar olaylar.. Allahım yakında rüyamda projeleri yapmaya başlarım, iyi de olur hani, normal zaman yetmiyo maalesef :)
Yaa öyle işte efenim, böyle yoğun rüyalardan kalkınca da bir yorgun bir halsiz oluyorum, sormayın gitsin :) 
Şimdilik bu kadar, bendeniz çalışmaya dönmeliyim :)
Selametle inşallah..  

8 Ekim 2012 Pazartesi

GEL DE ÇIK İŞİN İÇİNDEN :)

Yüksek lisansta alınan 7 dersten 2 tanesinin İngilizce olması zorunluluğu getiren lakin alacağımız İngilizce dersleri açmayan bir enstitüsü.. Bir dönemde 4 ders almamı isteyen amma alacağım 4. dersi bulamayan bir bölüm. Zoru sevdiğimi biliyorlar sanırım, o ders kolay, bu ders gereksiz diyerekten elediler tüm dersleri, kala kala 3 derse kaldım. Şimdi niye 4 ders değil, niye biri İngilizce değil.. Aman da aman :)))  Şu an hangi dersi alabileceğimi araştırmam lazım, hocalar bir cevap bekliyor, ama biliyorum ki ders yok, az sonra gidip yine yeni yeniden aynı şeyleri söyleyeceğim.. Yeni kurulan bir bölümde her şeyin bir anda oturmasını beklemek hata olur, en iyisi oluruna bırakmak :)) Ben oluruna bıraktım bırakmasına da, hocaların bırakmaya niyeti yok :)

Zaten döneme hızlı bir başlangıç yaptık.. Projeler, sınavlar, araştırmalar.. Biri beni durdursun canım, hahahah. Bu sefer ortam daha bi sıcak, biz bize gibiyiz, nerde Gazi'deki gibi 50 kişilik sınıflar!! Ya hu masterda kim görmüş 50 kişilik sınıfı, iş işte yaptıkları.. Neyse :) Böyle içimde ölmemesini umduğum bi heves var, projelere başlamak, çalışmak istiyorum, aman Allahım bu ben miyim :D Ama uzuunn bir aradan sonra çalışmak gerçekten zor, hele de etrafında keyifli arkadaşlar varsa :)) 

Yaa öyle işte, şimdi bi bölüm başkanının yanına kadar gidip şu ingilizce ders işini halletmeli, yoksa planlarımda değişiklik yapmam gerekecek :))

Selametle inşallah..

1 Ekim 2012 Pazartesi

KÖR PAZARA VARMASIN, PAZAR KÖRSÜZ KALMASIN..

Bu ata sözünü ilk duyuşumda ortaokula gidiyordum, 6. ya da 7. sınıftaydım (vayy be zaman ne kadar da çabuk geçmiş, nereden baksanız 10 yıl).. Din Kültürü dersi hocamız bu sözün anlamını bilene bir ödül olacağını söylemişti, hepimiz kendi çapımızda açıklamaya çalışmıştık, tabii ki en çok yaklaşan bendim :) Tam doğru değil ama baya yaklaştın diyerekten bir Alpella gofret almıştı hoca :) Hocanın kantine gidip çikolatayı alıp bana verişi, benim de çikolatayı çantaya atıp evde kardeşime hediye edişim geldi aklıma şimdi, ne kadar fedakar imişim :)) Neyse konumuz bu değil, konumuz sözün ne kadar da doğru olduğu ve bana nasıl uyduğu :) Kısa bir hatırlatma; Sözün anlamı "Bir şey satın almasını bilmeyen kimseler alışverişe çıkmamalılar ama çıkarlar. Esnaf da bu gibilerden hoşlanır."
Eve taşınalı 3 ay oldu neredeyse, hala daha almayı ertelediğim pek çok şey vardı, oda için halıdan tutun , misafirler için nevresim takımlarına kadar.. Gerçekten de alışveriş konusunda çok kötüyüm (Ne biçim bayanım ama ;)) Bir şeye olan ihtiyacım had safhaya çıkmadan alışverişe gitmem, gidersem de önüme ilk çıkan uygun ürünü hop alırım, kaç lira, en son kaça olur, başka neler var gibi sorular, soramıyorum, beceremiyorum :)) Amaaaa neyse ki ev arkadaşım oouuw baya iyi :)) Hafta sonu gidip eksikleri tamamladık epey, sırf benim yüzümden kazık yemişizdir eminim :)) Özellikle uyarıyorlar beni, önüne çıkan ilk alternatife aaa bu iyimiş, fiyatı da uygun deme :) hatta çok sevdiğini de belli etme ki pazarlık yapabilesin diyolar ama yok inanın ki olmuyor :)) Pazarlık, ahh pazarlık, annem, büyükbabam falan bu konuda o kadar iyi iken ben neden beceremiyorum sahi :)) İşte ben o pazara gitmemesi gereken kör'üm :) İyi tarafından bakalım, esnaf seviyor beni !!
Konuyla öyle alakalı değil ama hoş bir karikatürle bitireyim yazıyı..