27 Kasım 2012 Salı

SON ZAMANLARDA..

Bu gün güzel bir gün.
Hava bile beni destekler nitelikte, günlük güneşlik, deniz hoş bir turkuaz renginde..
Bir projeyi daha tamamlayıp, başarılı bir sunum ardından hoca ile güzel bir görüşme yaptıktan sonra yerinde duramayan ben, kendimi dışarı atmak istiyorum, ama oooo saat daha 10.30 bile olmamış. Güne erken başlamanın marifetleri bunlar. :)
Çok net hatırlayamasam da eskiden daha sorumluluk sahibiydim gibime geliyor. Bir proje verildiğinde hemen başlar, erkenden bitirmeye çalışırdık, son gecenin insanı değildik, tersti o işler.. Son gece yetişen işlerin verdiği o korku-zevk arası duygularla yeni tanışıyorum :) Bir yandan hoca beğenmeyecek, eksik oldu gibi sürüyle doluyken aklım, diğer yandan gece boyu sunum ve raporu yetiştirme derdi. Sabah 8'de ders. Yetişti ya, hamd olsun. Ama her şeyi son ana bırakmanın kötü yanı, bir projen bitince sevincinin en fazla bir kaç saat sürmesi, hadi bilemedin 1 gün sürer, sonraaa diğer projee.. Teslime 3 gün var, aman Allahım! :) sonra bir düğeri, ondan sonra ikinci projenin ikinci teslimi, sonra birinci projenin sınavı, ardından üçüncü projenin sınavı.. Neyse ben yazarken yoruldum.. :) Diyeceğim o ki; ailemi ve Urfa'yı çookk özledim ama gidecek vakit yok..
Bir de bu süre zarfında çevreme karşı acaip soyutluyorum kendimi, malum sorumluluk sahibiyim ya (yok be, hocalardan korkuyom diye!), projeleri yetiştirem diye sabah 8 - akşam 8 işteyim, eve gidiyom kızlar yüzümü görmüyor. Arayıp sormadığım, dahası aramalarına cevap veremediğim dostları saymıyom bile, oyy yakında afaroz edilebilirim :D O yüzden herkesin huzurunda sevdiklerimden af dilerim, dualarını eksik etmesinler bide, çok ihtiyacım var :)
Selam, dua ve baki muhabbetle..

21 Kasım 2012 Çarşamba

ACİZİM..!

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."  (Bediüzzaman Said Nursi)

O Bâkîdir.

O, hükümleri hikmetli olandır; biz Onun hükmünün kabzasındayız.

O, Hakem ve Adl'dir; yer ve gök yalnız Onundur.

O, mülkündeki gizlilik ve gaybları bilendir.

O, Kâdir ve Kayyûm'dur; Arş ve yer Onundur.

O, san'atındaki meziyet ve nakışlar latîf olandır.

O, Fâtır ve Vedûd'dur; güzellik ve kıymet Onundur.

O, yaratıklarındaki aynaları ve şuûnâtı büyük olandır.

O, Melik ve Kuddûs'tür; izzet ve kibriyâ Onundur.

O, mahlûkatı emsalsiz güzellikte olandır; biz Onun san'atının nakışlarındanız.

O, Dâim ve Bâkî'dir; saltanat ve bekâ ona mahsustur.

O, ihsanları cömertçe olandır; biz Onun misafir kafilesindeniz.

O, Rezzâk ve Kâfî'dir; hamd ve senâ Ona mahsustur.

O, hediyeleri güzel olandır; biz Onun ilminin dokumasının eseriyiz.

O, her şeye bedel yeten Yaratıcıdır; cömertlik ve ihsanlar Ona mahsustur.

O, şikâyet ve yakınmaları ile mahlûkatının duâlarını çok iyi duyandır.

O, şifâ veren Merhametkârdır; şükür ve senâ Ona mahsustur.

O, kusurları ve kullarının günahlarını bağışlayandır.

O, merhametli olan Gaffâr'dır; af ve hoşnutluk Ona mahsustur.. 

(alıntı - mumsema.com)

20 Kasım 2012 Salı

İŞRAKİYYE DUASI

İşrak vakti Güneşin doğmasına tekabül eden zaman dilimidir. İşrak'tan hemen sonra 45 dakikalık sabah kerâheti vakti gelir. Kerahat vaktinde namaz kılınması mekruh olmakla birlikte bir çok kaynakta bu vaktin uyumak yerine istiğfar, zikir ve dua ile geçirilmesinin öneminden bahsedilmiştir.
Hz. Ali (kerremallahu veche) tarafından güneş doğarken okunan İşrakiyye duası kısa olmakla beraber gayet geniş manaları olan pek kıymetli bir duadır. 

"Allah’ın nuru doğdu ve parladı
O'nun kelamı açığa çıktı
Emirleri belli oldu hükümleri gerçekleşti
Ben Allah’a onun dilediği irade ettiği her şeye tevekkül ettim
Allah’ın güç ve kudretinden başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur
Ben Allah’ın gizli ve ihsana keremken lütfüna
Onun hata ve kusurları örtmedeki güzelliğine
Onun şanının yüceliğine ve saltanatının kudretine sığındım
Ben Allah’ın rahmetine Onun koruyup gözetlemesine iltica ettim
Onun Elçisine (s.a.v) boyun eğdim
Ben Kendi güç ve kuvvetimden vazgeçtim Allahın güç ve kuvvetinden yardım istedim
Ey Allah’ım Ey merhamet edenlerin en merhametlisi beni kudretinle zalimlerden koru
Ey Allah’ım Ey merhamet edenlerin en merhametlisi beni kudretinle zalimlerden koru
Ey Allah’ım Ey merhamet edenlerin en merhametlisi beni kudretinle zalimlerden koru
Ey pek güçlü olan Kaviyy Ey sarsılmaz sağlam kuvvet ve kudret sahibi Metin
Ey merhametlilerin en merhametlisi yalnızca senden yardım isteriz
Ey Allah’ım herkesten önce yetişen ve yardım eden Ey bütün sesleri işiten
Ey ölümden sonra kemiklere etleri giydirip diriltecek olan imdatima yetiş
Bana yardım et beni dünya zilletinden ve belarindan ve ahiret azabından koru
Büyük ve Yüce Allah’tan başka hiçbir kimsenin gücü ve kuvveti yoktur."

Duanın arapçasını dinlemek isterseniz;


Rabbim her vakit okuyup istifade etmeyi nasip eylesin, bu paylaşımı yapmaya vesile olandan da ebeden razı olsun.. Selam ve dua ile..

AKŞAM AKŞAM..

Sınavlar.. Pek hoşlaşmam kendileriyle..
Genel sınavlarda (öss-ales-kpds gibi) hiç heyecanlanmayan ben üniversite yıllarında vize ve finallerde heyecandan ve elimin titremesinden sınava başlayamadığım zamanları bilirim. :) Tabi hemen atlatırdım bu durumu, ama o kadar heyecan haliyle dikkat dağınıklığı ve gereksiz işlem hatalarına sebebiyet verirdi.. Aynen öyle, tüm suç onlarınnn :) Sebebi ise sevdiğin ve sana değer verdiğin bir hocanın dersinde hata yapmak istememek.. Ben çoğu zaman yapardım gerçi ama sağ olsun hocalarımız anlayışlıydı :)
Nerden mi geldim buraya, bu aralar sınavlara başka bir açıdan bakar oldum, çoğu zaman sıkıcı olan gözetmenlik işini sevmeye başladım sanırım. Tam bana göre, oturup saatlerce düşünmeyi, tefekkür etmeyi seven biri için daha iyi bir zaman olamaz :) tek yapman gereken ne düşünürsen düşün gözlerini öğrencilerin üzerinden ayırma, onlar bu hoca ne diye psikopatça bana bakıyo diye düşüne dursun, sen hayallerinde dünyayı kurtarmaya bak :)
Sınavlarda gözetmenlerin bir birleriyle konuşmasından muzdarip idik, şimdi bakıyorum ya hu 2 saat sınav öylece beklemeyle geçer mi? Ki 3-4. sınıflarda 3 saati aşkın süren sınavlar var, gözetmenlere de yazık ya :) 
Şaka maka bu işler yoruyor beni, projeleri kim yapcak? Alışmışım tembelliğe, nerde o eski ben deyi hayıflanmayla yetiniyorum ancak.. Gerçi hiç bir zaman çalışmayı sevmezdim ben, ama çalışkan dostlarım vardı, çalış çalış diye başımın etini yer zorla çalıştırırlardı beni.. Yalnızlığın böyle de bir sakıncası var işte :)
Akşam akşam nerden çıktı şimdi bunlar di mi? En iyisi eve gitmek, söz, yarın başlayacağım çalışmaya, inşallah :)

7 Kasım 2012 Çarşamba

ÇALIŞMAYA BAŞLAYABİLMEK.. İŞTE TÜM MESELE BU!

Genç iken de böyleydim, üniversite yıllarımda yani.. Hava kararmadan etraf sakinleşmeden çalışamazdım. Konuşmayı o kadar seviyorum ki, ders çalışırken kimse olmamalı yanımda. Eski alışkanlıklar sanırım, hala daha ders çalışma işini eve bırakıyorum, halbuki ders çalışmak benim işim., iş yerinde yani okulda çalışmalı akşam eve gidince de dinlenmeliyim.. Hadi ordan, araştırma görevlisinin işi bitmez ki, ne dinlenmesi. Neyse ki yeni açılan bir bölümün rahatlığını tüm zerrelerimle yaşamaktayım, acısı çıkar ilerde, o ayrı :)
Lakin kötü bir alışkanlığım var, gündüz vakti çalışamıyorum niyeyse, o yüzden en iyisi mesai çıkışı oturup çalışmak dedim, vee yaptım oldu. Klasik kahve, bilgisayar ve arka planda hafif bir müzik üçlemesi, piyano yahut keman, maksat kulağımda bir tını.. 
Şu mesai saatleri kişiye göre ayarlansa aslında. Mesela sabah 8 de iş başı yapmak benim için aşırı verimsiz, öğlene kadar uyuyor ondan sonra da toparlayamıyorum kendimi, ama 10'da başlasam var yaa, kim tutar beni, akşam 8 e kadar tık demez dururum okulda, heyy gidi bilmiyolar ki beni, bendeki bu karanlık sevgisini :)) Bir de masada çalışamama gibi bir huyum var, bu aralar ciddi anlamda büyük bir minder alıp odanın boş bir köşesine koymak istiyorum, yerde oturup da çalışmak gibisi var mı yaa :D
Öyle işde, Gazi'de yaşadığım hüsranı tekrardan yaşamamak için şimdiden işi sıkı tutmalı ve çalışmalıyım, gerçi insan bulunduğu yerde mutlu olunca çalışmak zor gelmiyor sanırım :) Sanmıyorum hatta, eminim :) 
Bazen düşünüyorum işimi, bi ömürü bu okul duvarları arasında geçireceğim, sürekli bir şeyler öğrenecek ve üreteceğim, aslında işin ders anlatma kısmı olmasa akademik kariyer tam bana göre, o kısma da çok var daha, görelim Mevlam neyler..
Neyse sözde çalışırken içecektim kahvemi, yazarken bitirdim, o zaman ben çalışmaya döneyim :) 


Sizlere de hayırlı akşamlar efenim, hayırda kalın..

1 Kasım 2012 Perşembe

GIYBET HAKKINDA..

Epeydir yazmak istediğim bir konu Gıybet, zira sık sık hatırlatılması gerek biz unutkan insanlara..
Üniversite yıllarında katıldığım sohbetlerde özellikle iki konu beni çok etkilerdi, tesettür ve gıybet.. Çünkü her ne kadar layıkıyla yerine getiremiyor olsak da hamd olsun namaz, oruç, kuran-ı kerim'i okuma gibi ibadetlerimizi yapmaya çalışıyoruz, amma kazandığımız sevapları silip süpürecek gıybeti görmezden geliyoruz.  Günahını bilmiyor muyuz?, sanmam, pek çoğumuz kul hakkı yemenin ne denli büyük bir günah olduğunu bilir, çünkü her şeyi affeden Rabbim kul hakkına karışmıyor, onu kulun kendisine bırakıyor. Öyleyse bizim güvencemiz ne, herkesin kendini kurtarmak için elinden geleni yapacağı kıyamet gününde birinden hakkını helal etmesini isterken biz neye güveniyoruz sahi?
Bir de şöyle diyoruz ya, ne yani yalan mı söylüyorum, dediklerim doğru işte..! Yalan desek zaten iftira, ki Rabbim iftiranın her türlüsünden korusun, doğru söylesen gıybet.. Ee konuşmayalım mı o zaman? Aynen öyle,  ahiretimize faydası olmayacak şey hakkında konuşmayalım. Değil mi ki Hz. Ebubekir mecbur kalmadıkça dünya kelamı konuşmazdı. Rabbim onun gibi olmayı nasip etsin ama hiç değilse gereksiz konuşmayı azaltabiliriz. Sanmayın ki bunları size diyorum, ilk başta kendime kızıyorum çünkü çok konuşan bir insanım.. Ama Cennet'i kazanmak da kolay değil be azizim..
Biz gıybet orucu tutardık, her gıybet ettiğinde bi fakire şu kadar sadaka vereceksin diye, 1 günlük 1 haftalık gibi.. Bir de gıybet edenleri susturmak var, hemen çıkışırlar sana, en iyisi bi uyarıdan sonra ortamı terk etmektir, günahına ortak olmaktan iyi. Ve asıl zor kısmı, hakkını yediklerinden helallik istemek. Kırmadan nasıl yaparsın ki? O yüzden dilini tutmak daha iyi.

Bu konuyu bir kere daha hatırlamama ve hatırlatmama sebep, oxvamu kardeşimin paylaştığı şu yorum idi, Rabbim sebep olandan oldurandan ebeden razı olsun..
''Mahşer gününde bazı insanlar bakacaklar ki :
Defterlerinde çokça namaz, niyaz, hac, kur’an okumalar ve bir çok ibadetin yazılı olduğunu görecek ve şaşıracaklar. Diyecek ki:
Ya Rabb, ben bunlardan hiçbirini yapmadım ki bu nasıl olabilir?
Cenab-ı Hakk : “Falancalar senin gıybetini yaptılar bende onların ibadetini onların defterinden sildim senin defterine yazdım” der.
Ve mahşerde bazı insanlarda amel defterlerinde yaptıkları ibadetleri göremeyince şaşıracaklar ve hayret edecekler. Ya Rabb, yaptığımız ibadetlerimiz nerede diyecekler. Allah; onlara: “Siz falancanın gıybetini yaptınız, sizin amelleriniz onun defterine geçti.” diyecek.''

Dua, selam ve baki muhabbet ile..