4 Mart 2013 Pazartesi

EN BÜYÜK AYARTICININ ÇELDİRİCİLERİ..

Urfa'da iken her sabah namazdan sonra oturup Kuran-ı Kerim Meali okuyorduk. Bir gece boş boş oturduğumuzu gören babam, sabah için birer ödev verdi, meal okuduktan sonra herkes ortaya bir şey koyacaktı, bir ayet, bir hadis, bir olay.. Fark etmezdi. Yeter ki faydalı olsun. Tabii ödevlerini hemen yapan çalışkan bir öğrenci olarak gece araştırmamı hazırlayıp sabaha elimde bir şeyle gittim.. Meali okuduktan sonra ilk babam başladı paylaşıma. Elinde Nazan Bekiroğlu'nun "La" kitabı vardı. Kitap hakkında övgü dolu sözler duymama karşın henüz okumak nasip olmamıştı, dahası içeriğini bile bilmiyordum. Babam okuyacağı kısmı açarken ben şüphe ile bekliyor ve ne var ki o kitabın içinde bu kadar önemli diye düşünüyordum.. Ve babam başladı, Mesnevi'den bir hikaye ile.. Her cümlede tüylerim ürperiyordu, Rabbim bu nasıl bir anlatım. Taa o zamandan beri aklımda işte bu yazıyı paylaşmak, şimdiye nasip oldu.. Öyleyse buyurun;

MESNEVİ'DEN BİR HİKAYE: EN BÜYÜK AYARTICININ ÇELDİRİCİLERİ 

Dileği kabul gördüğünde bir adım daha ötesine cesaret etti. Bakışlarını sislerin içinde kıvrıla kıvrıla kaybolan gümüş ırmaktan öteye çevirdi. Başını kaldırdı. Alev mizacıyla bir kez daha dikti gözlerini.

Bana dedi, madem ki bu izni verdin, madem ki Adem'in ile benim arama bu bahsin, bu yarışın girmesine evet dedin, öyleyse şimdi beni yarı yolda bırakma. İnsanını kayırma. Benim de Rabbim değil misin? İsyan ettimse sana ettim. Hala benimsin. Öyleyse onu, sınayabileceğin her şeyle sına. Durdu bir an. İçindekini artık tutmadı, aşikâr etti. Dedi ki: mahşer gününe değin sürecek bu hikaye boyunca onları yoldan çıkarmam için bana çeldiriciler ver. Yoldan çeldiriciler nelerdir bana göster.

Uçurumun kıyısında, dizlerinin üzerine düştü. Başını bıraktı, yere baktı. Var edici güvendiğine o kadar güvendi ki; büyük ayartıcının istediği çeldiricileri esirgemedi. Ona bir suret olarak Adem'in oğullarının yollarında göz alıca altından ,soylu gümüşten, gökte yıldız parçaları kadar parlak elmastan kurulmuşŸ tuzaklar gösterdi. Güzel ama yetmez dedi şeytan.. Alemlerin Rabbi ona incecik ipekli kumaşlar, ağır şallar, güzel kokular baharatalar gösterdi. Gösterdiklerinin yanına koşumu kıymetli atların suretlerini de ilave etti. Yeleleri rüzgarda sağrıları terdendi. Bu kadar güzel bir şey tahayyül edilemezdi. Yetmez, dedi şeytan. Daha fazlası.. Sesine bir gözü doymazlık da eklenmişti..

Alemlerin Rabbi lezzetli yiyecekler, bir ısıranda bir daha ısırma arzusu bırakan sulu ve ışıklı renkli meyveler gösterdi. Ağır ve tatlı ama biraz da buruklardı, vazgeçilmezlikleri bu tattandı. Yetmez, diye yineledi şeytan. O da insan'ın tanığı, tanıdığıydı. Düşmanına bir bilgi kadar yakındı. Onun nereye ne kadar direneceğini kestirebildi. İnsan bütün bunlara direnebilirdi.

Bunlar da yetmeyince Var edici şeytana devlet ve ikbal, mülk ve erk, makam ve mevki, nihayetinde şarap, çalgı, cümbüş ve alem gösterdi. Yarı gülümsedi şeytan. Ama yine yetmedi. Bunlar dedi pek çoklarını yolundan çevirecek güçte. Ama daha güçlüsü olmalı. Bana onu ver kendisine direnmek çok zor olanı.

Bunun üzerine Alemlerin Rabbi şeytana kadın'ın suretini gösterdi. Kadın ki henüz Adem'in zihninde bir kelime, varlık aleminde bir resimdi, şeytan, o aklı baştan alıcı gözleri o, mahmur nergisleri, o saçlar arasında gömülmüş munis çehreyi, fidan endamı, beyaz omuzları, gümüş bedeni görünce duramadı, bir kaç adım attı. Döndü, bir Onun makamına bir de kadının suretine baktı. Gördüğü karşısında sersemledi. Neydi bu, nasıl bir şeydi? O bile esrimişti. Sonra, tamam dedi. İstediğim bu işte! Öyle mükemmel ki yarattığın bu şey, onu bir kez elime geçirirsem, kendisini kendisinde nefse çevirebilirsem, yani Sen'den çıkarıp kendime getirebilirsem.. En muhteşem Tanrı hediyesini yoldan çıkarıcıya dönüştürebilirsem.. Adem'in oğulları için artık dayanmak imkansız. Çünkü altın cansız; insanların gözlerinin içine derin derin bakmıyor. Gümüş saçlarıyla sarmalayıp en keskin acıları dahi avutmasını bilmiyor. Elmas parçaları, mal, mülk makam mevki, hatta güzel koşumlu atlar, cümbüş, işret, ikbalin ardına kadar açık kapıları ve devletin külçelenmiş ağırlığı.. Bunlar göğsüne bastırmıyorlar insanı, her şeyi unutturmuyor, unuttursa bile az sonra hatırlatıyorlar. Ve ey ateşin Rabbi, en önemlisi de şu ki; bunlar seni hatırlatmıyor. Hiç birisi vuslatın hazzında cennet, ebedilik ve yaratıcıyı vadetmiyor. Oysa kadın öyle mi? Hepsinin verdiği haz dünyaya bakarken, bir tek kadının küçük bedeni yüce arşa kadar yol açıyor. Çünkü bir meleğe en çok o benziyor. Fark edene de etmeyene de bu güzellik en çok seni hatırlatıyor. O baş döndürücüye her bakan fark etse de etmese de, bilse de bilmese de Alemlerin yaratıcısının kudretini seyrediyor. Onunla kendinden geçiyor. Değil mi ki ruhun ulaşabileceği en üst nokta, ikisinin de teninin arasında duruyor. Değil mi ki hazla ebedilik vehmi aynı yerde duruyor. Bir kez çağırınca durmak mümkün olmaz. Göz görse gönül dayanmaz; gönül dayansa ten kulak asmaz. Peki ya ben? Ademle aramızdaki bu hikayeyi bile bile, çağırsam da bana gelirler mi? Hayır! Bin kere hayır! Öyleyse ben, onların gittikleri yerde olacağım, baktıkları yerlere oturacağım. En fazla da şu kadın'ın gözlerinin derinlerine, dudaklarının kıvrımlarına, saçlarının arasına, tenine, bedenine, endamına kurulup oturacağım. Onda seyrettireceğim kendimi. Seni seyrediyorlarken bana dönecekler. Sana gittiklerini zannederken bana gelecekler. Ey Adem'in, ey şu kara toprak bedenin, şu balçık yığınının oğulları, artık benden korkun! Korkun benden..

Korkun derken alev alev yanan libasına tekrar büründü. Eteklerini gümüş çimenlerin, firuze ırmakların üzerinde sürüdü. Mekânları cennet olmasaydı, neredeyse çimenler de, sular da tutuşacaklardı. Sesi saf boşluğa çarparken gözden kayboldu, kendi karanlık boşluğuna karıştı.. Anlaşma yapılmıştı.. Karanlıklar ülkesinin bu ilk yolcusundan geriye cennette solgun bir gölge, ürpertici bir hatıra kalmıştı.. 

5 yorum:

  1. çok güzel ve çok gerçek..
    yalnız feministler okusa buna da karşı çıkarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru efendim, aslen ben feministlerin de hoşuna gider diye düşünmüştüm, zira kadının çekiciliği üzerine hayli bahis geçiyor.. :)
      Hayırlı günler dilerim..

      Sil
  2. Bismihi Subhanehu..
    Günün, haftan ve ömrün hayrola. Rabbim işlerinde kolaylık versin.
    ''La'' kitabı anlatımları yönüyle okunulası ve düşünülesi bir özellik taşıyor. Eğer hala okumadıysan ilk sıraya almalısın. İlk dıraya aldıysan okumaya başlamalısın. Okuduysan tüm cümlelerim etkisiz eleman :D
    Ve dahi.. Rabbim babandan razı olsun. Böylesine ufuk açıcı baba sayısı çok ama çok az. Kalitesi fiilinden belli. Dolayısıyla genetik yansıma aracılığıyla neslinin de kalitesi belirgin. Tüm ailen dualarım dahilindedir. Rabbim bağlarınızı iki dünyada da güçlü kılsın.
    Baki dua, selam ve muhabbetle.. Fiemanillah..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleyküm Selam ve Rahmetullah, tüm dualarınız için Amin diyerek başlayayım, Rabbim ebeden razı olsun sizden..
      Kitab şu an tam anlamıyla "başucu kitabı"m, öyle yastığımın yanıbaşında duruyor bir kaç gündür lakin henüz başlamak nasip olmadı.. Ama tez zamanda inşAllah..
      Bu arada küçük bir not: Baloları sevmem ama maskelere bayılırım. Hele de venedik maskesine, ne işime yarar derseniz.. Hiç! :) Zatan bi işe yarasaydı çoktan aldıydım :)
      Hayırda kalın,
      Şehr-i Trabzon'dan baki selam, dua ve muhabbetle..

      Sil
  3. Bismihi Subhanehu..
    Trabzon?
    Hayırlı Cuma'lar efem.
    Maesselam, maeddua.. baki muhabbetle..

    YanıtlaSil