21 Haziran 2013 Cuma

PART 2 - SARAYBOSNA (DEVAM)

Evett bir önceki postu yarıda keser gibi oldu, şimdi kaldığımız yerden devam edelim..

Saraybosna'da geziyoruz hala. Başçarşıdan çıkıp Miljacka nehri boyu yürüyoruz, yanından geçtiğimiz pek çok köprü arasından biri var ki tarih açısından büyük öneme sahip; Bu köprü, 1.Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebep olan, Avusturya Macaristan prensi Arşidük Franz Ferdinand’ın suikaste uğradığı köprüdür. 



Bir de milli kütüphanesi var Saraybosna'nın, bahsedilmesi gerek. Köprünün doğusunda kalan kütüphane restore edilmekte, ama bu hali bile epey etkileyiciyidi. Ülkenin hafızası konumundaki kütüphanede vaktiyle 6 milyona yakın kaynak bulunmaktaymış. Ancak savaş zamanı bu bina da almış payına düşeni. Aşırı Sırp milliyetçileri tarafından yakılan kütüphane 3 güne ancak söndürülebilmiş ama bu süreçte de kitapların yarısına yakını yanmış. 

Yine bir yerlerde kahve molası veriyor, dinleniyor ve yolumuza devam ediyoruz. Bir sonraki durağımız Hayat Tüneli. Saraybosna'nın asıl hikayesi işte burada.


Hayat Tüneli, Bosna Savaşı sırasında Bosnalılar için en kritik nokta olmuş. Sırp kuşatmasının olmadığı tek nokta olan hava alanına yakın bir konumda bulunan tünel, savaş boyunca başta ulaşım olmak üzere ilaç ve silah transferinde kullanılmış. Bosnalı gönüllüler tarafından 8 er saatlik mesailer ile 7/24 kazıma devam edilen tünel tamamlandığında 960 metre uzunlukta ve 1.6 metre yükseklikteymiş. Günümüzde tünelin yalnızca 20 metrelik kısmı ziyarete açık.
Bu arada evet, evin dış yüzeyindeki izler kurşun izleri..




O günden bu güne kalanlar da tünelin üstünde bulunan evde sergilenmekte.






Hayat Tüneli, Başçarşıdan ve dolayısıyla şehrin merkezinden uzakta. Ama buraya kadar gelmişseniz emin olun boşa gelmediniz. Zira tünelden sonra Cennet Bahçelerini andıran bir doğal park var gezmeniz gereken, Vrole Bosne. 

Vrelo Bosne, Bosna nehrinin kaynağının bulunduğu ve Igman Dağı eteklerinde yer alan bir milli park.  Saraybosna’nın doğal açıdan en güzel bölgesi olarak kabul edilen bu park, etrafında oluşturduğu ekolojik zenginliği, küçük şelaleleri, köpüren kaynakları, yürüyüş yolları, küçük köprüleri ve doğal güzelliğiyle insanları büyülüyor. 



Bizim kaldığımız Hotel Hollywood'a bir kaç km mesafedeydi, fayton seferleri bulunduğu gibi bisiklet kiralayıp gezenlerin sayısı da epey fazlaydı. Biz mi? Onca yolu yürümek zorunda kaldık. Belli saatten sonra fayton bulamayıp ortada kalmak diye bişe varmış çünkü :)) Neyse bu parkı sadece resimlerle beğeninize bırakıyorum :))

Bu iki yanı devasa ağaçların kapladığı dümdüz yol var ya, en az 3 km, hiç bir yere azcık bile kıvrılmıyo, öyle bir ucundan diğer ucu görüncek nerdeyse.. O nedenle yürü yürü hiç bitmiyo gibiydi o yol :))











İşte park da böyleydi veseelam. Saraybosna'da görülecek her yeri gösterdim sayılır, tabii ki gidip görmek bambaşka :) Arada kilesiydi, avrupa tarzı binalardı falan girmiyorum hiç..

Saraybosna'yı, yaşananlara ithafen şu resimlerle bitireyim o zaman. Hala savaşın izlerini üzerlerinde taşıyan binalar..




Hayırda kalın dostlar.. 
Selam ve muhabbet ile..
Bir sonraki post Mostar gezisi ve geçilen her durak ile ilgili olcak..inşAllah.




20 Haziran 2013 Perşembe

PART 1 - SARAYBOSNA

Sarajevo - Sarayova - Bosnasaray - Saraybosna

600.000 i geçkin nüfusuyla Bosna-Hersek'in başkenti ve en büyük kenti olan Saraybosna; Müslümanlık, Katoliklik, Ortodoksluk ve Museviliğin yüzyıllardır bir arada yaşatıldığı, bu nedenle Avrupa'nın Kudüs'ü gibi haklı bir benzetmeyle anılan, eşine az rastlanır muhteşem bir şehir.

Karadenizi aratmayan yeşili ve dahi engebeli değil bilakis düz olan arazisi ile yeşile doymuş bir Karadenizli olan benim gönlümü fethetmeyi başardı. Ve tekrardan gidilip görülmesi gereken, hatta mümkünse yerleşip yaşanılması gereken şehirler listemde ikinci sırayı aldı. Birincisi pek tabii ki Medine.

Avrupa'da pek çok şehir gezmiş bendeniz için Saraybosna tamamen farklıydı, hiç biriyle mukayese dahi edilemezdi. Sebepleri kentin güzelliğinden ziyade yaşayanların güzelliği ve tabii ki düşünmeden et yiyebilme özgürlüğü :) Et düşkünü benim için Avrupa'da tavuk dahi yemeden geçen günler aylar zihnime geldikçe, %90 a yakın müslüman nüfusu ile Saraybosna "helal ürün"lerin rahatça bulunabildiği bir cennet :) En güzeli de birbirine selam veren müslümanlar. Selamün Aleyküm ve Allaha emanet en sık duyacağınız cümleler.

Neyse geçeyim fotoğraflara bari. Gerçi pek çok fotoğraf çektim ve kabul edersiniz ki hepsini buraya ekleyemem, ama işte elimizden geldiğince :)

Gezi programıma ters olsa da ilk olarak Aliya İzzetbegoviç'in anısına hürmeten onu kabri ile başlayayım.


Bosna Hersek'in efsane devlet başkanı, bilge kral, Saraybosna'daki şehitlikte yatmakta. Rabbim rahmet eylesin. 


Şehitlikten aşağı doğru verince kendinizi, tarihi meydana iniyorsunuz. Ara sokaklar, arnavut kaldırımı yollar.. Geze geze gider iken izlemeye doyum olmuyor..




Ve burdan sağa kırdınız mı Baščaršija'ya gelmiş oluyorsunuz. İşte tarihi Başçarşı.
Tarihi Sebil'i ile zihinlerde yer eden Baščaršija, 16 y.y. da kurulmuş önemli bir Osmanlı çarşısı. Meydanı üç taraftan saran dükkanlar ile Saraybosna’daki birçok önemli yapıyı yaptıran Gazi Hüsrev Bey’e ait camiler, hanlar ve medreseler ve  bulunmakta bu alanda.








Başçarşı’nın hemen girişinde yer alan ve şehrin en önemli  simgelerinden olan Sebil, 1753 yılında Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu tahta kubbeli  çeşme önünde bir fotoğraf çektirmeden şehirden ayrılmamalı diyorlar.


Başçarşıya inmişseniz ve aç iseniz siz de bizim gibi gezmeden önce yemek yemek isteyeceksiniz. Bilhassa yememiz gereken iki yemekten bahsetmişlerdi, ćevapčići (inegöl köfte gibi aynen) ve tabii ki boşnak böreği :) Şahsım adına Cevapi'yi bir kere yemeniz yeterli ama bulduğunuz her börekçiye girin, her çeşidinden yiyin :) 



Yemeğin üstüne türk çayı bulabileceğiniz bir kaç yer var lakin tercihimiz her zaman kahveden yana. Boşnak kahvesi de bildiğiniz Türk kahvesi, tek kişilik cezve, kulpsuz fincan ve lokum ile servis ediliyor. Her ne hikmetse o kadar kahve içtim de şu cezveleri bi dolu çekemedim. Nasip boş fincanaymış :)


Yemekten sonra çarşıda geziye devam.. İlk durağımız Moriça Han.Başçarşı’da yer alan önemli yapılardan olan  Moriça Han, 1551 yılında yapılmış, 1697 yılında çıkan yangından sonra restore edilmiştir. Halen Gazi Hüsrev Bey Vakfı’nın  malı olan Moriça Han, ortasındaki kafeleri, satılan otantik ürünleri, ipekleri ve kilimleri ile bana tam anlamıyla Bursa Kozahan'ı anımsattı. 






Handa hala iş yerleri bulunmakta. Biz gittiğimizde genç müslümanlar derneği çalışanları ile karşılaştık, sohbet ettik biraz.  



Hanın bahçesinde oturup hoş sohbet eşliğinde çay kahve ile boğazımızı ıslattıktan sonra gezmeye devam ediyoruz. Sıradaki durak yine çarşının içinde bulunan Gazi Hüsrev Bey Camisidir. Saraybosna'nın en önemli Osmanlı eserlerinden biri olan bu camii 1531 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bosna Savaşı sırasında hasar alan cami daha sonra 1996 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.





Cami avlusunun karşı tarafında yer alan medrese, 1537 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılmış. Yanında daha küçük ebatta bulunan Kurşunlu Medresesi var. 


Avludaki şadırvanın ahşap işlemeli tavanına yedi farklı yazı stilinde "Biz her şeyi sudan yarattık." (Enbiya 12/30) meâlindeki âyeti kerîme özenle yazılmış. 



Resimde çok net görülmese de bu yapı saat kulesi :) Saat kulesini süsleyen alaturka saat, Avrupa'da bu sistemle çalışan tek saat olma hususiyeti taşıyor.


Camiden çıkıp çarşıda gezmeye devam ediyor ve Bezistana giriyoruz. Burası Gazi hüsrev bey bezistanı, hediyelik eşyalara bakmaktan fotoğrafını çekememişim iç mekanın, yanarım da ona yanarım :) Bildiğiniz kapalı çarşı gibiydi gerçi. Ha bi de unutmadan, fiyatlar çarşının genelinden daha ucuz burada :)



Bu kadar gezmenin ardından çarşıdan ayrılıyor ve Saraybosna sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. :)

o da bir sonraki posta inşAllah :)

Selametle..