7 Ekim 2013 Pazartesi

Yanı Başımızda Güzel Bir Memleket: BATUM..

Çıktığım her gezide havanın kapanmasını ve dahi rahmet yağmurlarıyla ıslanmamı neye bağlamalı ki? Allah'ın sevdiği kuluyum sanırım, çok şükür :)

Gerçi kabahat bizde de olabilir, zira bu kadar yakınımızda olup da vize istemeyen bir ülke için, gezmeye çok geç gittik. Ama gittik, gördük, şaşırdık ve memnun ve dahi yorgun şekilde geri döndük..

Batum..
Çoruh Nehri'nin yüzyıllar boyunca taşıdığı alüvyonların oluşturduğu geniş ve verimli bir ova üzerinde kurulan Batum, Gürcistan'ın Karadeniz kıyısında, Acara Özerk Cumhuriyeti'nin merkezi konumundaki bir liman kenti. 200 bine yakın olan nüfusu, yaz aylarında 2-3 katına kadar artmakta. Hemen sınırında bulunan Türkiye'ye nispeten sunduğu ucuz olanaklara bakarsak, bu pek de normal bir durum. Hele hele vizesiz geçiş imkanı varsa..

Biz günübirlik Batum turuna katılarak gittik. Sabah 7 gibi başladığımız turda ilk molayı Sürmene'de kahvaltı için verdik, ardından sınır kapısına kadar devam ettik. Yol boyu rehberimiz sınırdaki işlemler ve Batum ile ilgili bilgiler verdi. Türkiye'den çıkmak kolaydı, kimlik ile 15 lira verdiğimiz pulun yapıştırıldığı bir kağıt, bi mühür basıldı hop geçtik :) Ama Gürcistan girişinde memurlar biraz cins doğrusu, asık suratları ile uzata uzata yapıyorlar işlemleri. Neyse efenim, nihayetinde oradan da geçtik ve nihayet Gürcistan'dayız..

Sınır kapısı şöyle bir şey;


Tüm ekip toplanınca bindik otobüse başladık gezmeye. İlk durak Apsaros Kalesi. Roma döneminde yapılmış bu kaleyi önemli kılan ise, zaman zaman kaleye hakimiyet kurmuş Bizanslılara, Araplara ve Osmanlı'ya ait taşıdığı izler. Hz. İsa'nın 12 havarisinden Aziz Matthias'ın kabrinin de burada olduğu söylenmekte.




Bu gördüğünüz borular da yer altı su kanalları. 


Kalede bu kadar oyalanmak yeter dedik ve Batum'a doğru yola koyulduk.. Bir sonraki durağımız bizleri ziyadesiyle şaşırtan katedral oldu. Şaşkınlığın sebebi Avrupa'da sıklıkla gördüğümüz katedrallere benzer mimarisi değildi, koyduğu yasaklardı. Şunu önceden belirteyim; Batum Hristiyanlığı ilk kabul eden bölgelerden, Aziz Matthias'ın burada yaşadığı ve öldüğü söylendiğine göre bu durum o kadar da garipsenecek bir şey değil. Burada halk Ortodoksluk mezhebindenler ve koyu hristiyanlar. Öyle ki, katedralde yabancılar hoş karşılanmıyor, fotoğraf çekmenin yasak olması bi yana, içeri girenlerin kılık kıyafetine dahi dikkat ediliyor, netekim tshirt-pantolon giyen kızlar ile short giyen erkekler gözümüzün önünde çıkarıldılar. Tabii ki bendeniz camiye rahatça girdiğim gibi burada da sıkıntı yaşamadım :) Size ancak katedralin dışını gösterebiliyorum :)



İç mimarisi özellikle de vitraylı camları görülmeye değerdi lakin nasip işte.. :) Burada da biraz dolandıktan sonra öğle yemeği öncesi son durağımıza gittik, etnografya müzesi.. Karadeniz kültürüne ve Acara bölgesine ait pek çok şeyi bulabileceğiniz bu müzede en değerli eser "taş sunak".


Vaktiyle insan ya da hayvan kanlarıyla doldurulmuş bu sunak kadar etkileyici pek çok tarihi eserin yanı sıra gölgede yaşayan canlıları tanıtan doldurulmuş hayvanlar kısmı da gezilip görülesiydi :)









Öğle yemeğimizden sonra kent merkezini gezmeye başladık. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, her ne kadar tur ile gezmenin belli rahatlığı olsa da, pek çok konuda kısıtlamaları oluyor maalesef. Mesela ben bi kenti öğrenmek istersem mutfağını da test etmeliyim. Tabii ki her şey yenilebilir olmuyor, ama yine de bi iki şey tadardık belki, lakin tur işte, ayarlanmış bir menü vardı, bir Türk restoranında kuzu şiş yedik.. Ona da şükür :)

Kenti gezmeye başlayınca farkına varıyorsunuz, aslında Batum çok da zengin-gelişmiş bir yer değil, bilakis çok eski ve köhne bölgeleri bulunmakta. Ama gerek bizim buralarda göremediğimiz muhteşem Karadeniz sahilleri, gerek yemyeşil ve buraya nispet düzlük oluşu, geniş caddeleri, düzenli yerleşimi, ve 5 yıldızlı otelleri ile tam bir Avrupa şehri havasındaydı. 

İşte Batum'un meydanlarından biri, Tiyatro meydanı. Halkın, kötü olan maddi imkanlarına rağmen sanata önem verdiğini belirtti rehberimiz, ki şu güzel binadan da anlaşılıyor :)


Ve yine meydanın ortasında bulunan güzel bir tasvir, Poseidon heykeli..


Meydanın etrafı ise rengarenk plakalı binalarla dolu. Yaşanan savaşlar sonrası kentteki soğuk havayı yumuşatmak için renklendirilmiş bu binalar çok eski olmasına rağmen yıkılmamış, kente ayrı bir hava katıyor..




Kentin sokaklarında gezmeye devam ediyoruz, ve önümüze güzel bir meydan daha çıkıyor, Hera meydanı, ve enteresan bir hikayesi olan, elindeki altın postuyla Medea heykeli;







Üstteki resimde sol taraftaki yapı Bank of Georgia'nın eski binası. Muhteşem mimarisi yanı sıra üzerinde bulunan astronomik saati ile de meşhur bu bina. 


Bir sonraki durağımız, 1880'li yıllardan günümüze ulaşmış, Batum'un ayakta kalan tek camisi, Orta Camii. 



Ve caminin de bulunduğu Türk mahallesi.


Camiyi ziyaretin ardından görmeyi şiddetle arzuladığım bir yere gidiyoruz, botanik bahçesi. 5000'den fazla bitki türüne ev sahipliği yapan bu bahçe Karadeniz'in kıyısında 108 hektarlık küçük! bir alana yayılmış durumda :) Havanın kapalı ve yağmurlu olması münasebetiyle çok güzel fotoğraflar çekemedim belki, ama bu bahçe o harika deniz manzaralarıyla saatlerce oturulacak bir yerdi..







Evet, bir güne ancak bu kadar gezebildik, ki benim önerim en azından 2-3 gün ayırmanız Batum için.. Şehirdeki yeni yapılaşmadan da bahsetmiştim, enteresan mimarilerden bir kaç örnek göstereyim;




Yukarıdaki resimdeki 5 yıldızlı bir otel, henüz açılmamış. Aşağıdaki resimde sağ taraftaki kule alfabe kulesi, aşağıdan yukarıya dolanan sarmallarda alfabe harfleri işlenmiş.


Ve son olarak da, her ne kadar çok gezememiş olsak da, gece gece Batum'u gösterelim.. Enerjinin ucuz ve kolay ulaşılabilir olması sonucu şehir ışıl ışıl, binalar boydan boya rengarenk :)






Öyle işte, bir yeri daha gezip gördük çok şükür. Gelelim buradan ne getirilir getirilmez.. Eskiden Türkiye'de yüksek vergi ile satılan içki, sigara, telefon gibi eşyaları buradan oldukça uygun fiyata alabiliyordunuz, ama yeni yasaya göre 3 gün kuralı gelmiş durumda. Yani Batum'da 3 gece kalmayan biri vergi indirimli ürün sokamıyor memlekete. Ona göre dikkatli olun :) Peki günübirlik gidenler ne alabilir, en iyi öneri şu şekilde;



Evet, armut suyu ve borjomi dedikleri maden suyu. Kendi görüşüm, asla ama alsa yük etmeyin kendinize :)

Ha eğer bulabilirseniz magnet alın, sonra böyle güzel manzaralar oluşuyo :))


Şimdilik selametle..