18 Kasım 2014 Salı

YENİ YENİ YAVRULAR :)

Depresyona karşı yavru kedi tedavisi diye bir gerçek var :) İnanın müthiş bir şey..

Geçen ay evimizin 4. batını, Taco'nun yavruları dünyaya geldi.. Birbirinden güzel bebekler :) Önceki yavrulardan sonra epey zaman geçmişti, hasretimiz şiddetlenmişti ki bu yavrular çıkageldi. Gözlerinin açılmasını, yürümeye başlamalarını beklemek zor oldu gerçekten, çünkü o kadar tatlılar ki! Avuçlarıma almak, sıkmak, mıncırmak, kokularını içime sindirmek istiyorum :)) 

Sana bir psikopat gibi görünmeyeyim sayın okur, lakin ben cidden bir kedi manyağıyım.. Onların bünyemde yarattığı sevgi etkisini herkes kolay kolay anlayamaz :) Kedisiz bir hayat düşünemediğim gibi, ara ara sevgili kedimiz Turta'yı kucağımda zorla zapt ederken uzun uzun gözlerine bakıp "Rabbim senin erken gidişinle sınamasın beni" dediğim de doğrudur..

Neyse gelelim yavrularımıza.. 3 dişi 1 erkek olan bu minnaklar annelerinden yeterince süt alıyorlar belli ki, tombiş mi tombiş oldular :) İkisi 'scottidh fold', ikisi de 'scottish straight'. Üç tanesi aynı anneleri gibi mermer desenli, bir tanesi ise ablası Betül jr. gibi 'black golden shaded' olacak sanırım. 

İşte tombalak yavrularımız :)








Bu tatlı kedileri daha yakından takip etmek isterseniz facebook'da "Pofuduk Kediler" hesabına göz atabilirsiniz :)

Selamlar..

17 Kasım 2014 Pazartesi

DEKUPAJ MI? Ay ben onu da yaparım..

Son zamanlarda en sık söylediğim söz bu oldu sanırım: Ay ne var bunda, ben bunu yaparım! 

Yapılır tabii ne olacak. Sadece biz hazıra konmayı seviyoruz o kadar :) Kabul edelim bazı işler yetenek gerektirebilir ama yabancıların tabiriyle DIY-Craft yani 'kendin yap' işleri uygun malzeme ile herkesin yapabileceği şeyler ;) Dedim ve koyuldum işe.. Dekupaj yapmaya başladım. Günler haftalar boyu internet siteleri gezdim, videolar seyrettim, tamam öğrendim dedim.. Malzemeleri alıp ilk ufak işimi yaptım, kavanoz süsleme :) Teori ile pratiğin farkını bir kere daha tecrübe etsem de, zamanla elim alıştı diye düşünüyorum :)) Lakin şişe ve kavanoz işleri benim için eğlenceden öteye gidemedi, tamam bi şişe güzel bi vazo oldu,  bi kavanoz kalem ve fırçalarım için kullanıldı ama mutfağımda o kadar süslü nesnelere yer yoktu. O zaman fark ettim ki dekupaj yani transfer tekniğini kısıtlamamalıydım, bu işin ucu bucağı yoktu.. Ahşap, porselen, cam ve dahi kanvas gibi pek çok yerde bu tekniğin uygulamaları mevcuttu.. Madem öyle, neden kullanacağım şeyler yapmayacaktım ki! 

Ham mdf nesneler hep ilgimi çekmiştir. Kutular, çerçeveler, sandıklar, lazer kesim objeler.. Hayal gücünüz ne kadar sınırsız ise bu objeler de öyle :) İlk olarak bir arkadaşıma vereceğim hediye için el yapımı bir hediye kutusu yaptım, kutu hediyeden daha değerli oldu ya, orası ayrı :p Küçük bir ahşap kutu, krem ve kahve renkleri, güzel desenli bi dekupaj kağıdı, biraz el işçiliği ve işte ilk işim.. 

 
 

Kutunun içi tam anlamıyla dolmadı, ama sonuç benim açımdan memnun ediciydi :)) Üzerinde çalıştığım ikinci nesne mdf bardak altlığı seti oldu. Ofisimde bu tarz bir şeye ihtiyacım vardı, işe yarat bir ürün çıktı ortaya :)



Baktım bu iş oldukça zevkli.. Boş vakitlerimi iyice doldurmaya başladım :) Bir sonraki çalışmam biriktirmekte olduğum para koleksiyonum için geçici bir kutu oldu.. Sonuç benim nezdimde yine başarılı :p



Ve yine bir bardak altlığı seti.. Bunlardan el emeği göz nuru çok güzel hediyelikler oluyor, belirtmeden geçemeyeceğim :) İşin güzel kısmı ise renk, desen, tasarım her şeyin sonsuz alternatife sahip olması. İlk başlarda hazır dekupaj kağıtları alıyordum ama istediğim desenleri bulamaz oldum.. O zaman ben de kendi resmimi kendim bulup çıktı almaya, ve o şekilde dekupaj yapmaya karar verdim.. Diğerinden hiç de farkı yok.. Gayet güzel oldular :) İşte "back to the future" temalı bardak altlığı setim..



Ahşap dekupaj beni tatmin edince bambaşka bir şey denemeye karar verdim, boş bir kanvas tabloya dekupaj yaptım.. Normal kullandığım yöntemden farklı olarak bu sefer kağıdın resimli kısmını tuvale yapıştırdım.. İyice kuruduktan sonra arka kısmını ıslatım, parmaklarımla ovalaya ovalaya kaldırdım, ve bez tuval üzerine resim baskısı hazır! Tablonun orjinalı Gustav Klimt'e ait "The Kiss" 


Bu tablo çalışması o kadar güzel duruyor ki, özel portreler, beğeniler fotoğraflar ve ünlü tablolar bu şekilde duvarımı süsleyeceğe benziyor :))

Vaktiniz varsa denemenizi kesinlikle öneririm.. Bu süreçte en güzel örnekleri Pinterest'te bulabilirsiniz..

Görüşmek üzere.. Selametle..

21 Eylül 2014 Pazar

BİR PAZAR DAHA BÖYLE GEÇTİ..

Uzunca zamandır kitap-film-uyku üçlemesi arasında tembel bi haftasonu geçirmemiştim. Hatta o kadar iyi dinlenmişim ki cumartesi günü, pazar sabahı kalktığımda pazartesi oldu zannettim, sonradan hala pazar gününde olduğumu fark ettim, ekstradan sevindim :) Hava kapalı, çok fena yağmur yağacak gibi, ve ben Trabzon'u en çok böyle havalarda seviyorum. Çünkü Zeki Müren ve türk kahvesi en güzel bu havaya yakışıyor. Bi de kucağıma bi kedi alıp da camdan dışarıyı, yağan yağmuru seyretsem keyfime diyecek olmaz, lakin bizim kediler de hiç sevmiyo kucağı..

Bu arada evdeki kedi populasyonu epeyce azaldı. Öyle ki, artık odalarımıza geri döndük :) 14 yavrunun 13 ü yeni ailelerine ulaştı, bize hüzün onlara mutluluk götürdürler :) Marki babamızı da bi süreliğine İstanbul'a gönderdik, ki evdeki dişiler rahata ersin. Şu an 1i yavru 4 kedi ile kalakaldık, kişi başı iki kedi, olacak iş değil! :)) Son kalan yavrumuz Çuha;


Çuhayı vermek ile vermemek arasında gidip geliyoruz, torunlardan ayrılmak çok zor zira. Bari biri kalsın bizimle :) Bakalım son kararımız ne olacak..



Öyle işte sevgili okur,
Şimdilik bu kadar.. Hayırlı pazarlar :)

YEDİ GÜZEL ADAM..

Gece gece gelen yazma isteği.. Böyle anları değerlendirmek lazım!

Babamın küçüklüğümüzde bize kazandırdığı güzel bir özellikti dizi izlememek, gereksiz sürükleyiciliği ve dahi bağımlılığı sebebiyle dizi izlemeyin film izleyin derdi :) Ondandır pek çoklarının bildiği, o eski türk dizilerinin adını dahi bilmeyişim. Zamanla "ingilizcemi geliştirmek için" yabancı dizi izler oldum ama bağımlılığa dönen o alışkanlığımı da bıraktım çok şükür, sıgarayı bırakmak gibi zordu benimkisi :) Yabancı dizileri severim sevmesine ama türk dizilerine her zaman önyargılı olmuşumdum, gereksiz uzun seneryolar, tahmin edilebilir sonlar, yapay oyunculuk ve çekimler.. 

Bu önyargılarımı geride bırakarak başladım Yedi Güzel Adam'a.. Diziyi eleştirmeye başlamayacağım zira dediğim gibi türk dizileriyle aram yok, konusu da muhakkak reytinge kurban gidip değiştirilmiştir ara ara.. Ama yine de o büyük şairlerin hayatlarını öğrenmek, şiirlerini duymak beni benden alıyor :) her bölümünü heyecanla bekliyor oldum artık.. Dizinin sevdiğim her sahnesinden sonra durdurup, internette olayları ve şairleri araştırır oldum, bilmediğim pek çok şeyi öğrendim, bildiklerime hayranlığım arttı.. Yedi güzel adam'dan çoğunun Hakkım rahmetine kavuştuğunu öğrenmek üzdü beni, geriye bıraktıkları güzelliklere sevinsem de..

Neyse efendim velhasılıkelam internette sürekli şiirlerini araştırana kadar, kitaplarını almalıyım dedim. Seriyi oluşturmaya yavaştan başladım..

 

Araya bir de Cemal Süreya'nın Sevda Sözleri ile İkram Arslan'ın ikinci kitabı olan Halid bin Velid'i kattım.. Bu kadar kitap alınca heyecanlanıyorum, hangisinden başlayacağımı bilemiyorum :) ama idefix, d&r, kitapyurdu gibi yerlerdeki indirimler öyle çekici ki, orjinal bir kitabı 10 liraya alabilmek aklımı başımdan alıyor :)) 

Hey gidi.. Gençliğimizde orjinal kitaplar 20-25 tl olurdu da biz de gider 5 liraya korsan kitap alırdık.  Yazmanın zahmetini fark ettiğimde yazarların hakkına girme düşüncesi korkuttu beni, orjinal kitap alıyorum yıllardır, dahası alabiliyoruz çok şükür :)

Bu da böyle bi anımdır, bol okumalı geceler..
Selametle..

31 Ağustos 2014 Pazar

BİR ŞİİRİ EN GÜZEL ONU YAZAN ŞAİR OKUR..

Trabzon'da nihayet serin bir sabah.. Bu yazımız da bendeniz gibi şiir severlere gelsin.

Yapı Kredi Yayınları bir kaç yıldır güzel bir yayın serisi oluşturmaya başlamış; "KENDİ SESİNDEN ŞİİRLER". Birbirinden güzel şairlerin yıllar önce kendi sesleriyle kayda aldıkları şiirlerini, radyo konuşmalarını ve hayat hikayelerini içeren cd'ler, güzel ciltli birer kitap ile sunuluyor bizlere.. Şimdilik sadece beş şaire ait kitap yayınlanmış, kısa sürede daha da artmasını temenni ediyorum, zira şiirleri dinlemesi, dinlerken okuması çok zevkli. 

İşte YKY'nin Kendi Sesinden Şiirler Serisi;

1. Özdemir Asaf- Sen Bana Bakma Ben Senin Baktığın Yönde Olurum


R harfini söyleyemeyen Özdemir Asaf'ın şiir okuması ayrı bir güzel, dinlemeye doyum olmuyor :) Kitap 120 sayfa. Özdemir Asaf'ın kendi sesinden 70 şiiri ile bir zamanlar İstanbul Radyosu'nda yapmış olduğu bir röportajı bulunmakta.


2. Nazım Hikmet - Büyük İnsanlık


"Sana tüm şiirlerimi banda kaydedeceğim.
Yaşamımın tüm sesi seninle kalsın.
...
Sonra tüm Türkiye'ye de ver bu sesi. Bizim buluşmamız ölümümden sonra olacak. Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım."       Nazım'dan Vera'ya...

Çok hüzünlü, çok güzel.. 50 yıl dinlenmeyi beklemiş bir kayıt. Kitap 100 sayfa, Nazım Hikmet'in sesinden 58 şiir ile bir de söyleşi bulunmakta.


3. Orhan Veli - Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti


Klasik bantlardan da önceki bir teknikle 'tel'e okuduğu bu kayıtlarda Orhan Veli, en beğendiği 22 şiirini seslendirmiş. Ses çok net değil, ama zaten dinlemeyi bu denli güzelleştiren de o cızırtılar oldu. Kaydın sonunda bir de güzel sürpriz var, kendi sesinden kısa bir Karagöz muhaveresi.. Kitap ise 80 sayfa.


4. Oktay Rifat - Bayraklarımı Çektim


Şairin 100. doğum yıldönümüne armağan olarak çıkarılan kitap 76 sayfa. Oktay Rıfat'ın kendi kitaplarından seçerek seslendirdiği 16 şiirine, büyük oğlu Samih Rifat da gitarıyla eşlik ediyor. Dinlemek ise tam bir şölene dönüşüyor.


5. Behçet Necatigil - Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca 


Behçet Necatigil'in Almanya'dan getirdiği kasetli küçük bir teyip ile odasına kapanıp kendi sesiyle kaydettiği birbirinden güzel 50 şiiri ve hayat hikayesi, ölümünde 33 sene sonrasına, günümüze ulaşmış. Şiirler fevkalade, dinlemesi de öyle :)  Kitap ise 96 sayfa.

Bu serinin devamının gelmesini dört gözle bekliyoruz,

Selametle..

18 Temmuz 2014 Cuma

GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZ KATLEDİLİYOR..

Haberleri takip edip göz yaşı döküyor, elimizden geldiğince yardım ediyor, dualarımızda acı çeken kardeşlerimize yer ayırıyoruz. İki dk sonra günlük hayatımıza dönüp gülmeye eğlenmeye devam ediyoruz. Hatta haberlerde vücudunun yarısı yanmış-parçalanmış çocukları görmeye dayanamıyor vicdanımız, kanalları hızlıca geçiyoruz. Sanki gözümüzün önünde olmasalar, gerçekte de yaşanmıyormuş bu olaylar gibi.. Elimizden daha fazla ne gelebilir onu da bilmiyorum, her içimiz acıdığında biraz daha maddi yardım yapıyoruz ama zamanla bunun sadece vicdanımızı rahatlatmak için olduğunu fark ediyoruz..

Etrafımda bazı insanlara denk geliyorum, Gazze için Suriye için üzülmeyen, işi ırkçılığa döken.. Suriyeli sığınmacılar için, ülkemizden gitsinler diyenleri görüyorum.. Suriye ya, Urfa'nın, yani bizim buranın komşusu. Bir kaç yıl önce buradan o kadar çok giden olurdu ki, hem gezmeye hem alışverişe.. Orası da aynı burası gibiydi.. Şimdi ise yüzbinleri geçen ölümler.. Burası gibiydi diyorum, bizi düşünüyorum.. Kolay değil ya bir insan için, can havliyle ülkesinden kaçmak, kardeşlerinin yanına sığınmak, çoğu zaman hor görülmek, kaldırımlarda kalmak.. O kapılar açılmasaydı diyenleri duyuyorum ya, Rabbim affetsin..

Sonra Arakan'da, Gazze'de, Türkistan'da sırf müslüman olduğu için işkence gören, öldürülen insanlar, çocuklar, bebekler..Yine de elimizden gelen en iyi şey dua, inanarak edilen içten bir dua.. Çünkü biliyoruz ki El-Kahhar (düşmanını kahreden ve perişan eden) ismiyle Allah, öç alanların en hayırlısıdır; ve diyoruz ki 'Zalimler için yaşasın cehennem'..

Bilhassa bu Ramazan ayında bol bol dua edelim ve acil yardım bölgeleri için elimizden geldiğince yardımda bulunalım inşallah..

Selametle..


17 Temmuz 2014 Perşembe

YENİ AİLELERE YENİ MUTLULKLAR :)

Arkadaşlarım ile iki muhabbetimden biri kedilere bağlanır, o derece manyağım sanırım. Ama napayım işte, şu hayatta kendime en yakın gördüğüm canlı grubu kedilerdir. Onlarsız bir hayat düşünemediğim gibi, 1-2 kedi de kesmiyor artık beni :) Sağ olsun ilk olarak arkadaşım sokmuştu aklıma, evde daha çok kedimiz olabileceği gerçeğini..

Kedi kediyi getirdi, onların bakımı bizi iyice bilgilendirdi, ki ev arkadaşım bu konuda profesyonel adımlar atmaya başladı. Uluslararası piyasada Cattery olarak da bilinen kedi evini kurdu kendisi, ardından da Türkiye'nin WCF(World Cat Federation) onaylı üçüncü derneğini açtı. Şimdi de tontiş yavrularımızı ful şecereli olarak yeni ailelerine gönderiyoruz. Bir dönemler bizim tattığımız mutlulukları şimdi yeni ailelere tattırıyoruz. Gerçi bizden ayrılıp yeni evlerine kavuşan torunlarımızın ne bizi ne de diğer kardeşlerini özlemeden hemen ortama uyum sağladıklarını duymak üzüyor bazen ama alışsınlar nolacak :))

Bu arada evde hayvan beslemenin çok zor olmadığını düşünürdüm, ama evdeki canlı sayısı arttıkça  işler çığırından çıkıyor. Bilhassa bebekler, piranha gibi yiyor, etrafta koşup oynuyor, dile kolay 14 bebiş :) Ama insanın içi gidiyor inanın, o birbirleri ile oynamaları, kulaklarını ayaklarını kuyruklarını ısırmaları, koyun koyuna uyumaları :)) Şimdi evdeki nüfusumuz azalmaya başladı, ama onları unutmak imkansız olacak sanırım, onlar bizim ilk torunlarımız.. Her birisi nevi şahsına münhasır karakterde, her biri ayrı tatlılıkta :)

Buyurun size güzel bir kedi şov;

İlk olarak Amelie'nin minnakları..






Bu yukarıdaki yavrular ilk göz ağrımız bebeklerimiz. İlk tecrübesizliğimiz.. Ve de ilk tecrübelerimiz.. Normal bebeklere göre çok küçük doğmuşlardı, özellikle Aynısefa ve Amber.. O çelimsiz bedenleri ile yaşayacaklarına ihtimal dahi veremediğim bu güzellikler tosun gibi oldular maşallah :)

İkinci batın Taco Bell'in minnakları..





Bu batında favori kedimin Betül Jr. olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım, adımı verişimden belli :) Evden son giden kedi olsun ki biraz daha çok vakit geçirelim istedim, dua ettim, oldu da :) Dursun daha çakal :)

Veee son olarak Turta'nın minnakları.. Evin enn tosunları :)






Kendilerinden öncekilerin bir ayda ulaşabildiği kiloda doğdu bu yavrular, o yüzden tosunlar :)) O kadar tombiklerdi ki, yattıklarında göbekleri koca bi top gibi oluyodu :) gel beni ye diyodu yani :) Yedik de yani :)

Şimdi nereden mi çıktı bu kediler yine? Özledim hepsini, hem de çok.. Ben ki, iş yerindeyken bile özlerim yavrularımı, bi akla hizmet çıktım yıllık izine.. Ne zamandır ayrıyım bu veletlerden, fotoğraf ve videoları ile hasret gidermeye çalışıyorum aklımca :) İşe yarıyor mu? Nerdeee..

Öyle işte sayın okur, kedi 'can'dır vesselam..

Senin de sevmen dileğimle..

16 Haziran 2014 Pazartesi

GÜZEL YAZI DENEMELERİ..

Eskiden güzeldi yazım, inci inci yazardım. Ortaokulda iken öğretmenlerin yıllık defterlerini, not defterlerini, bazen de müdür yardımcısı için dilekçe yazdığımızı hatırlıyorum. Ama zamanla derslerde hızlı not tutma zorunluluğu, ardından ise uzun süre yazı yazmadan geçirilen seneler sonucu bir baktım ki elim soğumuş yazıdan. Güzel yazıyı bırak, normal yazıyı zor yazıyorum. Bir tarafa eğik başlıyor yazım, önce dik hale geliyor, elim yorulunca da diğer tarafa eğilerek bitiyor sayfa. Sonra bir bakmışım yazı bütünlüğü sıfır..

Güzel yazamasam da güzel yazıya olan ilgim oldukça büyüktü. Sanki bir dolma kalemim olsa, attığım imzalardan yazdığım yazılara kadar her şey tamamlanacaktı, benim bir dolma kalemim olmalıydı :) Mezun olduğum sene dedim babama, şöyle bir dolma kalemim olaydı, günlüğümü güzel güzel yazaydım. Sağ olsun kırmadı beni, bir gün elinde bir Parker Sonnet France PIII dolma kalem ile geldi.. Aklımdan geçenin çok üstündeydi, ama insanın ilk dolma kalemi iyi olmalıydı :) 


Epey bir zaman Parker Quink Lacivert mürekkep ile kullandım kalemi. Çok sonradan fark ettim ki, epey zulmetmiştim kalemime, ucunu bir hayli yıpratmıştım. O zaman, şu kalemleri, yazım şeklini, mürekkepleri biraz incelemeye başladım.. Derya deniz.. Günlerce içinden çıkamadım, ne güzel kalemler, envai çeşit mürekkepler, divit kelemleri ve uçları vardı.. Bana bunlar lazımdı. :)

Pek çok blog, yazı, makale, derleme okudum kalemler üzerine, ve bir dünya youtube videosu. Sonunda karar verdim alacağım ilk kaleme; Lamy markasına ait kaligrafi kalemi olarak bilinen Lamy Joy. 1.1-1.5-1.9 mm'lik uç versiyonları mevcut bu kalemin, ben orta karar olsun diyerekten 1.5 mm'lik kesik uç aldım. Kalemin biraz uzun olduğu uyarısını yapmışlardı ama eliniz büyükse bence tam oturuyor :) Kalem şöyle bir şey;


Şu bir gerçek ki, bu kalem her yazıyı güzel gösteriyordu :) İncelemelerim sonucu bir şey daha fark ettim, yazıyı yazarken kalemin önemi büyüktü illa ki, ama ya mürekkebe ne demeli? Almış tek renk Parker Quink lacivert kullanıyordum ama ne dehşet renkleri vardı bu mürekkeplerin.. Hala daha araştırma aşamasındayım bu konunun, ama şimdilik genel öneriler üzerine Diamine (Red Dragon ve Ochre) ve J. Harbin (Perle Noire) markalarına ait üç mürekkep aldım. 

Sonra bir baktım, 4 mürekkebim var ama kalemim iki tane :) Bilenler vardır, dolma kalemde mürekkep değişim işi de meşakkatli.. O zaman istediğim zaman istediğim renkle yazmanın en güzel yolu divit kalemlerdi.. Yalnız divit kalem diye internette arama yapınca çok bir alternatif bulamadım. En son hat-tezhip malzemesi satan sitelerde tarama ucu ve kalemi aldım, aynı şey bunlar da :) Bu arada sonradan fark ettim aslında, Türkiye'yede epey pahalı bu uçlar falan, yurt dışında dip pen nibs diye aratarak uygun fiyata daha çok şey bulunabilir.


Tam stres atmalık bir uğraş bu.. Tavsiye ederim. Ha bi de bonus bi kalem var. Yine Parker'ın.. Alt sınıf dolma kalemlerden aslında, yeni başlayanlar için uygun fiyatlı, 25 tl gibi bir şey; Parker Vector. Ben kırmızı rengini aldım. Oldukça merak etmiştim, açıkçası öyle ahım şahım bir şey değil, ama gündelikte rahatça kullanılır, kaybolsa çok da üzülmem. Diğer kalemime kıyamıyorum çünkü, malum baba hediyesi :)


Şimdilik öyle işte.. Defterlerin sayfalarını renk renk karalıyor, güzel yazı yazmaya çalışıyorum. Biraz boş vakte kavuştuğumda, kaligrafi kursuna gitmeyi istiyorum. O da nasip artıkın.. :)

Selam ve dua ile sevgili okur..
İyi yazmalar.. :)

22 Mayıs 2014 Perşembe

KEDİLERİN EVİNDE MİSAFİR OLMAK

Olmaz olmaz deme sayın okur, bizim gibi kedi manyağı isen eğer, o kediler senin de tepene biner :) Ama tüm o tatlılıklarına da değer..

Anane olduğumdan bahsetmiştim bir önceki yazımda, torun sayımız artıyor sürekli.. Geçen gece gözümüzün nuru tosun kedimiz Turta da doğum yaptı.. Gece gece.. Kediler kendi halinde sessizce doğum yapar gerçeğine inat, epey de gürültülüydü. O beş doğurdu, biz dokuz.. Hamd olsun kazasız belasız atlattık :) Bir turuncu, bir siyah, bir krem, iki de beyaz yavrumuz oldu. Nasıl oldu bunlar, anlamış da değilim :)

Her batın arasında 20 küsür gün var, o nedenle her grup farklı bir evrede şu an :) Amelie'nin yavrular kıpır kıpır.. Tırmanıyor, atlıyor zıplıyor, birbirleriyle güreşiyorlar :) Böyle bir tatlılık yok.. İşi bırakıp kendimi yavru kedilere adamak istediğim doğrudur :) Taco'nun yavrular da yürümeye başladılar titrek bacaklarla, dengede duramıyorlar hala. Gözleri boncuk boncuk sevgi pıtırcığı her biri :) Turta'nın bebişleri de taktir edersiniz ki gözleri kapalı şekilde ciyak ciyak ötüyor, annelerine sokulmuş bi şekilde büyümeye çalışıyorlar.. Çok güzel çok.. Her an ayrı bir mucize.

Tüm bu sevginin bir bedeli var bizim için :) Şu an evde 18 kedimiz var, bu sayıyı dile getirince bile şaşırıyorum :) Hayatım boyunca evde birden fazla kedim olmamıştı.. Ama gel gör ki, çok muhteşem bir şey bu kediler, kimse anlamıyor ama onlar hayatımıza anlam katıyor. Anane olduk ya biz :)

İşte hal böyleyken Kleo'yu evimizde misafir ederek başladığımız macerada döndük dolaştık 18 kedinin yaşadığı evde misafir olduk.. Yakında iki kişilik ev de bakmaya başlarız biz :) Hadi hayırlısı..

Şimdilik selametle sayın okur, bu arada kedilerimizi görmek istersen bu sayfaya bakabilirsin :)

2 Mayıs 2014 Cuma

ANNEANNE OLDUK Kİ BİZ!

Boncuk boncuk gözleriyle şaşkın şaşkın bize bakan mini mini yavrularımız var artık. Geniş aile statüsünü bile atladık geçtik :) Üç hafta kadar önce Amelie'miz doğum yaptı, tontiş tontiş 5 yavrumuz oldu, 3 dişi 1 erkek. 


Biz daha onlar hayatta kalacak mı, yeterince yedi mi, büyüyo mu ki bunlar diye sorarken kendimize, 5 gün önce de Taco doğum yaptı.. 3 dişi 1 erkek, birbirinden farklı 4 yavrucuk daha :) Piyasaya yeni bebekler gelince öncekilerin ne kadar büyümüş olduğunu daha iyi anladık :) 

Bizi sıkıntıya sokan nokta, anne kedilerin ayrı yerlerde durmayı reddetmeleri oldu. Teyze anne yarısıdır misali her ikisi de toplamda 9 yavruya annelik yapmaktan ziyadesiyle memnun. Ama bu durum asıl ilk yavrulara yaradı :) küçükleri aradan ittirip iki anneyi de doyasıya emmeye çalışıyo çakallar :)





Doğumları sırasında ebesi olduğumuz bu bebeklerin bir hafta boyunca gözleri kapalı, sürüne sürüne annelerine gitmeleri, zamanla hareketlenmeleri, gözlerinin açılması, sese ve hareketlere tepki vermeleri ve şimdi de titrek ayakları ile yürümeye başlamaları, bize tatlı tatlı bakmaları şu hayatta yaşanacak en mükemmel şeylerden sanırım..

Şimdi sırada heyecanla beklediğimiz Turta'mız var, nasipse bu ayın 20 si gibi doğum yapacak :) Ev kediden geçilmeyecekkk :) 

Hadi hayırlısı..

1 Mart 2014 Cumartesi

Kısa Bir Ankara Kaçamağı ve Birbirinden Güzel Hediyeler..

Çok sevdiğim Trabzon'da yaşamanın tek zor tarafı aklıma esince Urfa'ya ailemin yanına gidememek sanırım, yakın bir yer değil ki kısa kaçamaklar yapayım, gittim mi bir hafta kalmalıyım. Yıllık iznim de var gerçi ama dönem içinde kullandırmıyorlar. Biz de başka bir yolunu bulduk buluşmanın; orta nokta - Ankara :) Ablam ve kardeşim zaten orada. Oh miss, en güzelinden iki günlük aile buluşması oldu bizimkisi :) 

Geri dönüşte gudubetliğim tuttu yine ama.. Önce uçuş saati bir saat ertelendi, daha sonra da Trabzondaki hava koşulları uygun olmadığı için uçuş iptal edildi. Hava alanında kaldık mı yine, hadi hayırlısı. Tabii neyse ki ben bu durumlarda az biraz tecrübeliyim, uçak kaçırmışlığım falan da var, ondan yani. Uçuşun iptal edildiğini duyduğum an kaça kaça gittim thy bilet satış ofisine, daha kimsecikler gelmemişti. Hemen ertesi sabaha aldım bileti. Ki o zaman bile oradaki yetkili yarın için biletlerin bitmek üzere olduğunu söylüyordu, pek çok kişi mağdur oldu sanırım. 4 saat hava alanında zaman geçirdikten sonra geri dönebildim eve, 8 saat sonra tekrardan yola çıkmak üzere.. Sabah da Trabzon'da yaşadığım için bir kere daha şükür ettim, burada hava alanı şehrin içinde, kampüsün karşısında. Ama Ankara'da 9.25 uçağım için 6.30 da evden çıktım, metroydu havaştı derken 8.30 da hava alanındaydım. 

Neyse, dönüş yolu macerası bir yana, iki günüm dolu dolu geçti Ankara'da. Çantam da dolu doluydu dönerken :) Benim canımcım ablam ve kız kardeşim nelerden hoşlandığımı iyi biliyor, birbirinden değerli hediyeler verdiler bana :) 

İlki bu mükemmel defter, ablam gördüğü anda bana uygun olduğunu anlamış, ki çok haklıydı :)



Bu hediyeler de kız kardeşimden; ilki benim için çokkk anlamlı, İsmail Kılıçarslan tarafından benim adıma imzalanmış bir kitap.


 Diğeri ise sevimli south park karakterlerinin yer aldığı bir not defteri.



Şimdi bir kere daha fark ettim de, kitap-kalem-defter kadar mükemmel hediye var mı? Ha bir de kedi'li her şey :)

Selamlar...