10 Aralık 2015 Perşembe

KÖRLÜK..

Her şey bir anda oluveriyor.
Adamın biri trafikte kırmızı ışıkta duruyor ve bir daha aracını çalıştıramıyor.
Yan şeritlerde akmaya başlayan trafik, arkada bekleşen araçlar, sinirlenen insanlar..
Birileri gelip araçtaki adamın derdini anlamaya çalışıyor, olur ya araba bozulur, bi arıza çıkar.. İşte o zaman şöförün kapalı camlar ardında etrafına boş gözlerle baktığına ve bağırdığına şahit oluyorlar, "kör oldum!, her yer bembeyaz"..





















İşte böyle başlıyor kitabına 1998 Nobel Edbiyat Ödüllü yazar Jose Saramago.

Kör olmak bu kadar basit mi? Körlük bulaşıcı olabilir mi? Herkesin kör olduğu bir dünya ne hale gelir sahi? Enteresan bir konusu ve muhteşem bir olay örgüsü var kitabın, bir solukta merakla okunası. Gerçi Jose Saramag'nun bence her kitabı ayrı güzel :)

Kitapta olaylar ve sonuçları oldukça mantıklı bir şekilde ilerliyor. Dünyada insan ırkını tehdit eden virüsler, zombiler ve türevi filmler izlemişsinizdir muhakkak. Hani geriye bir avuç insan kalır, geri herkes ölmüştür. Bu insanlar uzunca süre kaçarak yaşamalarına rağmen her dem biraz temiz, bakımlıdır. Gittikleri yerde elektrik, su falan bulurlar hep. Bu kitap öyle güzel anlatmış ki tüm insanlar gittiğinde olabilecekleri, işte bu dedim kendime. En azından bana göre oldukça tatmin edici!

Bu arada yazarın bu kitabın devemı niteliğinde 'Görmek' adlı bir kitabı daha var, okuma listenize ekleyin onu da..

Selametle.



Yaşıyorum Aheste :)

Gecenin 3'ünde Zeki Müren'den unutulmaz unutulmazzz şarkısı eşlik ederken çayıma, bir şeyler yazmayalı epey oldu dedim ve işte buradayım..

Aman Allahım ne yapacağım ben diyerek geldiğim İstanbul'da 10 haftayı geride bırakırken, oturdum ve bir değerlendirme yaptım. Tamam, kabul etmeliyim ki korktuğum kadar yokmuş. Ama kalabalıklar hakkındaki görüşlerim değişmedi hala. Şöyle günün insaflı saatlerinde dışarı çıkınca ve vasıta olarak raylı ulaşım kullanınca hayat nispeten güzel oluyor. Tabii bunlar şimdilik güzel. Çünkü henüz İTÜ'ye kadro atamam yapılmadı. Yani sadece haftanın 3 günü doktora derslerine gidip geliyorum. Onların da ikisi öğleden sonra zaten :) Ocaktan sonra göreve başladığımda nasipse, sabah-akşam mesai saatlerinin çilesine de merhaba diyeceğim gibi görünüyor :)

Doktora demişken.. İTÜ'ye gelmekle ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamış gibiyim, Zira aldığım 3 ders de hem hocaların tavrı ve bilgisi hem de sınıf arkadaşlarım bakımından oldukça tatmin edici.. Gazi'de geçirdiğim 1 yılı düşündükçe çok şükür diyorum buraya :) Ama ders denen şeyi, not almayı, sınav ve ödevleri unutmuşum azizim, malum üzerinden epey zaman geçti. Çalışıyorum çalışmasına ama burası için yeterli değil sanırım, notlar ahh notlar :)

Derslerden biri mesela, lisansüstü için zorunlu mühendislik matematiği. İçeriği ise matematiğin temellerini oluşturan teorem ve ispatlar! ne kadar da yapamadığım şeyler.. Diferansiyeller, türev ve integraller neyse de, ispat işine basmıyor kafam.. Vizesine girecem ama bir türlü yapamıyorum soruları, sonra dedim aman neyse gireyim de, bildiğim şeyleri yapıp yarım saate çıkayım, 20-30 neyse alayım, finale artık :) Girdim bildiğim bi kaç soruyu yaptım beklediğim üzere, sonra yarım saat oldu, çıkacam ama benden önce biri çıksın diye bekliyorum, sınıftan tık yok. KTÜ'den alıştığım bir şey, sınavın ilk yarım saati dolunca, hele de zor sınavlarda, şöyle sınıfın an aşağı 4'te 1'i boş kağıt verip çıkar. Burda yok tabi.. 1.30 saatin sonunda biri çıkmaya kalktı, hoca arkadaşın kağıdına baktı, bitirmemişsin otur çözmeye devam et dedi. Tüm sınıf 2 saatten fazla bekledik topluca :) Beklemek yanlış oldu tabi, baya baya çözüyorlardı soruları. Ahh finale daha çok çalışmam lazım :) :)

Ahh bu arada hala bir ev bulmuş değilim. Yurtta kalmak oldukça rahat ve uygun ama Trabzon'daki kedilerimi ve eşyalarımı, bir evin rahatlığını çok çok özledim.. Ancak hala daha nereden nasıl ev tutacağıma karar vermiyorum, evler ya pahalı, ya çok kötü ya da uzak.. Yok mu şöyle Maçka'da güzel, yürüme mesafesi ucuz bir ev? :)

Bakalım hayırlısı diyor ve çekiliyorum..
Haydi hayırda kalın..